12 Kasım 2014 Çarşamba

Açıklama ve Özür

Muhabir olarak 2 yıldır çalıştığım CNN Türk için, 10 Kasım Atatürk'ü Anma Günü'nde, Dolmabahçe Sarayı'ndan yaptığım canlı bağlantıda büyük bir hatam oldu. Hatanın nasıl oluştuğunu, hakkımda çıkan haberlerin benimle ilgili yanlış bir algı oluşturmaması için anlatmak isterim.


Beşiktaş'tan Dolmabahçe'ye uzanan insan zincirini, 9'u 5 geçe anlatmakla görevlendirilmiştim. Teknik bir aksaklıktan dolayı yayını gerçekleştiremedik. Dolmabahçe Sarayı'na yönlendirildiğimizde resmi tören sona ermişti. 11:00 bülteni için kısa bir yayın gerçekleştirdim. 12:00 bülteninde daha kapsamlı bir yayın için resmi törene katılanların isimlerini vermek istedim.
Hala Saray'da bulunan ve törene katılan kişilerden bilgi almaya çalıştım. Detaylı bilgiye ulaşamadım. 

Sonunda protokol listesi için internete başvurdum. Vali Yardımcısı'nın da törene katılacağını biliyordum. Google'da "vali yardımcısı dolmabahçe" diye arama yaptım. Akademik geçmişimin de bana yıllar önce öğrettiği, haber kaynağını ve tarihini kontrol etmenin önemiydi. Bunu muhabirliğimde de özenle uyguladığım halde, açıklayamadığım bir sebepten dolayı, o gün, o saatte karşıma çıkan ilk linkin tarihini kontrol etmedim. 2010 tarihli o linkte, Atatürk'ün manevi kızı Ülkü Adatepe'nin de törene katıldığı yazılıydı...


Keşke 10 Kasım 2014 sabahı, Dolmabahçe'deki resmi törende bulunabilseydim... Keşke bulunmadığım bir törenin detaylarını vermeye çalışmasaydım... Keşke önemli olduğunu düşündüğüm protokol listesi bilgisini ararken karşıma çıkan haberin tarihini kontrol etseydim... Ve keşke Ülkü Adatepe'nin 2012 yılında hayatını kaybetmiş olduğunu hatırlasaydım. 

3 gündür aklımdan geçen ''keşke''lerin ardı arkası kesilmiyor fakat ''keşke''lerin artık bir faydası yok. Büyük bir hata yaptım. Kendimi hiç hak etmediğim bir imaja büründürdüm; çalıştığım kuruma zarar verdim. Yaptığım hatanın bilincindeyim. 
İzleyicilerden özür diliyor ve bugün itibariyle CNN Türk'teki görevimden istifa ediyorum.

Murat Can Bilgincan


19 Ekim 2014 Pazar

Kobani: Kanlı Maçın Stadyumu



Kameraman arkadaşım Selim Türk ve mihmandar abimiz Mustafa İritaş ile birlikte 12 gün boyunca Suruç’taydım. Suruç’tan, bir ayı aşkın zamandır devam eden Kobani Savaşı’nı yakından takip etme fırsatım oldu…
Her günümüz neredeyse aynı şekilde geçiyordu… 6’da uyan; 8’de ilk canlı yayınını yap; 10’da bir yayın daha yap; çelik yeleğini ve miğferini tak; Kobani’ye birkaç yüz metre kadar yaklaş; oradan patlamaları göstererek bir yayın yap; bir haber hazırlamak için hastaneye git; Anahaber yayınını yap; kebap ye; yat.
Günler nasıl benim için rutin bir hal almışsa Kobani’nin durumu da benzerdi. Kobani’de sabahları sakin geçiyordu fakat öğle namazından sonra havan toplarının ve çatışma seslerinin ardı arkası kesilmiyordu. Tabi Uluslararası Koalisyon’un hava saldırıları da cabası. Saatler 15:00’ı gösterdiğinde Kobani dumana boğuluyordu. Ben de olan biteni, halkla beraber, sınıra yakın bir tepeden dürbünle takip ediyordum. Kanlı bir futbol maçı izlermişçesine…
Bir jet sesi duyulduktan sonra eğer büyük bir patlama gerçekleşirse köylüler alkış tutmaya başlıyordu. “Biji Obama!” (Yaşa Obama) diye bağırıyorlardı. Aslında tezahüratta haklıydılar. Eğer Obama liderliğindeki Uluslararası Koalisyon bombardımanı olmasa Kobani çoktan düşmüştü.
Öte yandan, savaş günlerini karşılaştırdığımızda hava bombardımanın belirleyici olmadığı anlaşılıyordu. Hava saldırısı ikmal yollarını vurduktan sonra IŞİD geri çekiliyor; saatler sonra da bomba yüklü araçlarla geri dönüyordu. IŞİD, Uluslararası Koalisyon’un hava saldırısı golüne, havanla karşılık veriyordu. 12 gün böyle, karşılıklı “gollerle” geçti. Kobani adına hiçbir şey değişmedi. Artan ölü ve yaralı sayısı dışında…
Kobani Savaşı yaklaşık 200 bin kişiyi evinden etti, 500 kişi öldü, yaklaşık 802 yaralı Türkiye’ye tedavi için getirildi. Bu rakamların artmaya devam etmemesi için hava destekli bir kara operasyonu şart.
Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge’yi Kobani’ye gönderemeyeceğini açıkça belli etti. Barzani haklı. Onlar da IŞİD belasını Kuzey Irak’ta enselerinde hissediyor. Peşmerge’nin topraklarını savunmak için Irak’ta kalması gerekiyor.
Başbakan Davutoğlu her ne kadar, neredeyse tüm Türkiye-Suriye sınırını kapsayan bir Güvenli Bölge haritası açıklamış olsa da, bunu Türkiye’nin tek başına gerçekleştirmesi gerçekçi bulunmuyor. Bu kanlı futbol maçının son düdüğünü çalmak Uluslararası Koalisyon’un lideri Barack Obama’ya düşüyor ancak Obama kara operasyonuna sıcak bakmıyor. “Biji Obama” tezahüratına layık olabilmek için Obama’nın elini taşın altına koyması gerekiyor...


24 Eylül 2014 Çarşamba

CANLI

CNN Türk Haber Merkezi'nde çalışmaya başlayalı yaklaşık 2 ay oldu… Size yaptığım canlı yayınlardan bir iki örnek vermek istiyorum.

İlki Türkiye'nin ilk Cumhurbaşkanlığı seçiminden. Seçim günü, Oy ve Ötesi Platformu'nun Taksim'deki merkezinden, Duygu Demirdağ ve Cüneyt Özdemir ile 2 canlı bağlantı gerçekleştirmiştik. O gün Oy ve Ötesi'ndeki tek ekip bizdik. Oy ve Ötesi gönüllüleri sandık gözetmenlerinden gelen telefonlara cevap verip hukuki problemleri çözmeye çalışıyorlardı. Yerel seçimlere göre, sayıları oldukça azalmıştı…

21 Temmuz 2014 Pazartesi

1989 Göçü

Bulgaristan Türklerinin 1989 Göçü haber dizimin tüm bölümleri CNNTurk.com'da:




CNNTurk.com'a Bulgaristan Türkleri ve 89 Göçü hakkında interaktif bir makale yazdım: http://www.cnnturk.com/haber/turkiye/asimilasyon-ve-goc-bulgaristan-turklerinin-oykusu. Meraklısına...

29 Haziran 2014 Pazar

Habere Dair Anonslarım

Rıdvan Akar ve Kerem Şenel sağ olsun, haftalık haber programımız Habere Dair'de 5 tane, sırf anonslardan oluşan haber hazırladım. Bunlardan bir tanesinde İstanbul'un durdurulamayan inşaatlarının neden durdurulamadığını anlatıyorduk. İşte videosu:


HABERE DAİR: Durdurulamayan İnşaatlar! from Murat Can Bilgincan on Vimeo.

Bir diğer anonslu haberim de 1 Mayıs İşçi Bayramı hakkındaydı. Bu seneki yürüyüşleri baştan sona takip ettim ve ilginç bir sahne ile karşılaştıkça patlattım anonsu: http://tv.cnnturk.com/video/2014/05/05/programlar/habere-dair/irem-cicek-habere-daire-konuk-oldu-habere-dair-02-05-2014/2014-05-02T1930/index.html

Malum, yaz geldi yayın akışları değişmeye başladı… Uzunca bir süre, bu kadar uzun, anonslu haber yapma fırsatım olmayacak herhalde…


Geçtiğimiz günlerde, CNNTürk.com'a yazdığım, Irak Şam İslam Devleti'ne katılan Türkler hakkındaki yazımı şuradan okuyabilirsiniz: http://www.cnnturk.com/haber/turkiye/evladini-iside-kaybedenler

18 Mayıs 2014 Pazar

Sivas Kampı: Kürt Siyasi Hareketinde Bir Milat

Geçtiğimiz haftalarda Sivas Kampı belgeselimizi yayınladık. Hakkında pek az yazılmış çizilmiş ve görseli birkaç fotoğraf karesinden ibaret olan bir konuydu…

27 Mayıs 1960 günü, asker ülke yönetimine el koymuştu. Bu Cumhuriyet tarihinde bir ilkti. Darbeden yalnızca 4 gün sonra onlarca Kürt ileri geleni Sivas'ta bir tugaya hapis edilecekti. Asker, Kürtlerin İran ve Irak'taki akımlardan etkilenerek bir bağımsızlık hareketine girişmesinden korkuyordu ancak ortada ne fol vardı ne yumurta. Haki rengin paranoyası seküler Kürt siyasi hareketini doğuracaktı…

Sivas Kampı'na kapatılanlar birbirinden oldukça farklıydı. Nurcular, Demokrat Partililer, hatta Araplar… Tüm farklı gruplara en az bir temsilci bulbilmek için yollara düştüm. Yalova'ya, Ankara'ya, Erzurum'a, Diyarbakır'a gittim. Tabi geçerken Sivas'a uğramasak ayıp olurdu. Sivas Kampı'nın eskiden bulunduğu Kabakyazı'daki askeri alanı görüntülemeyi başardık.

Kamp mağdurlarından bugün yalnızca üçü hayatta. İkisi ile belgeselimiz aracılığıyla tanışma imkanı bulacaksınız. Hayatlarını kaybetmiş olan bazı mağdurların yaşadıklarına da en yakınları ile yaptığım röportajlar ışık tutacak.

Çekimlerimizi tamamladığımızda bir konu hakkında daha berrak düşünceler belirmişti kafamda... Devletin Kürtlere karşı geliştirdiği politika yanlıştı. Hem de en başından beri...





CNNTurk.com'daki profilim: http://tv.cnnturk.com/2014/05/16/ekran-yuzleri/murat-can-bilgincan/index.html

20 Nisan 2014 Pazar

Maidan Eylemleri ve Kırım Belgeselimiz

16 Mart Kırım referandumu öncesinde 1 haftalığına Ukrayna'daydım. Bu kısa zamanda 2 haber paketi ve 1 belgesel çektik. Görüştüğümüz Ukraynalılardan edindiğim izlenim Kırım'ın kopacağı yönündeydi. Öyle de oldu. Şimdi Ukrayna'nın doğusunda, Rus nüfusun yoğunlukta olduğu başka şehirler de Rusya'ya katılmak için referandum istiyor. Ukrayna'dan biraz daha toprak tırtıklanmasının arefesinde olayların nasıl bu noktaya geldiğini anlatan Maidan Eylemleri ve Kırım belgeselimiz ilginizi çekebilir:



Ukrayna'da geçirdiğim günleri CNN Türk.com'a yazmştım. Şuradan okuyabilirsiniz:
http://www.cnnturk.com/haber/dunya/referandum-oncesi-ve-sonrasi-kirim

10 Mart 2014 Pazartesi

Ukrayna Günlüğü

4 Mart, Salı

Uçağımız en ufak bir aksaklık olmadan, yoğun sis altındaki Kiev’e indi. Havalimanı’ndan Uluslararası Türk Ukrayna İşadamları Derneği’nin (TÜİD) merkezdeki ofisine ulaşıncaya kadar en ufak bir tansiyon sezmedik. Yalnızca, Ukraynalıların trafiğin azalmış olmasından şikayetçi olduğunu işittik! Yabancılar hissetmese de yalnızca yerlilerin fark edebileceği, huzursuzluk veren farklılıklar mevcuttu aslında…

video

TÜİD’in merkezinde bizi 70’i aşkın Türkiye ve Azerbaycan vatandaşı bekliyordu. Konuşmacılar arasında Türkiye’nin Ukrayna Büyükelçisi Yönet Can Tezel, TÜİD Yönetim Kurulu Başkanı Cem Murat Aytaç ve Kiev Büyükelçiliği Ticaret Müşaviri Belkıs Gürsel Güleç vardı. Kiev’de yaşayan Türklerin pek de endişeli olduğu söylenemezdi. Yönelttikleri soruların büyük kısmı hala müzakere edilen Ukrayna-Türkiye serbest ticaret antlaşması hakkındaydı…

Toplantının bittiği akşam saatlerinde Amerikan Dışişleri Bakanı John Kerry Kiev’e inmişti. Doğrudan Maidan, yani Bağımsızlık Meydanı’na gitti; eylemlerde hayatını kaybedenler için yapılan anıta çiçek bıraktı; Ukraynalı parlamenterlerle görüştükten sonra uçağına binip Kiev’den ayrıldı.

Gece yarısı nabız yoklamak için Maidan’a girdik. Birkaç kilometre uzunluğunda, genişçe bir cadde’nin ortasındaki büyük, sobalı çadırlar hala oradaydı. Cadde’nin başı, sonu ve caddeye çıkan tüm ara yollar barikatlarla bloke edilmişti. Maidan’daki bu görünüm Gezi eylemleri sırasında Gümüşsuyu’nun halini andırıyordu ama herşey daha büyüktü. Nasıl çadırlar Gezi çadırlarının 10 misli büyüklüğünde ise barikatlar da aynı haşmetteydi.


Kamuflaj giymiş eylemciler Maidan’ı askeri bir düzenle yönetiyordu. Giriş çıkışlarda kimlik kontrolü yapıyor, sarhoşları Bağımsızlık Meydanı’na almıyor, nizami bir şekilde nöbet değiştiriyorlardı.

Eylemin en kanlı günleri ile karşılaştırıldığında, Maidan boşalmıştı. Tam ortasındaki platformun üzerinde konuşma yapanlar adeta boş tribünlere oynuyorlardı. Dinleyicilerinin sayısı yüzü bulmuyordu.

Devrim ruhunun sönmüş olduğunu düşünürken yağmur hızını arttırdı. Kırım’a yelken açmanın vakti gelmişti artık...


Murat Can Bilgincan- Hilmi Yaşa
Kiev, Ukrayna




10 Mart, Pazartesi

Kırım Özerk Bölgesi'nin başkenti Simferopol'e geleli 2 gün oldu... Beklentimin aksine, havalimanından sorunsuz çıktık. Rus askerleri Simferopol Havalimanı'ndan çekileli birkaç gün olmuştu. Sokakta herkes Dünya Kadınlar Günü'nü kutluyordu. Yemek için durduğumuz pizzacıda kadınlara özel bir çekiliş bile yapılıyordu. Acaba Kırım'daki tansiyonu çok mu abartmıştık?

Türk gazetecilerin çoğunun kaldığı Malibu Otel'e yerleştik. Odalar temiz, fiyatı uygun, olay mahallerine yakındı. Anadolu Ajansı muhabirinden önemli bilgileri aldık. Bunların en önemlisi hangi şartlarda dayak yiyeceğimizdi. Kırım'da sokakta üç tip Rusya yanlısı var: sivil eylemci, nizami Rus askeri ve sivil güvenlik timleri. Sivil güvenlikçi arkadaşlara bakış açınıza göre çete de denebilir... Yabancı basına en çok bu çeteler sıkıntı çıkartıyor. Sormadan görüntülerini alan yabancı basın mensuplarının dayak yemişliği dahi var.

Bizim en çok başımızı ağrıtan adam çete üyesi değildi. Aşırı milliyetçi bir sivil eylemciydi. Başbakalığın karşısındaki Lenin Meydanı'nda yüzlerce Rusya yanısı toplanmıştı. Coşkulu şarkılar söyleniyor, zaman zaman gökyüzü Rus bayrağının renklerine bürünüyordu. Çekimlerimizi bitirdikten sonra, meydandan uzaklaşırken birden yaşlı bir adam kameraman Abim Hilmi Yaşa'nın yolunu kesti. Bağıra çağıra Rusça birşeyler söyledi. Sonra yumruğunu kaldırdı. Ben Hilmi Abi'yi yolumuza devam etmek için çekiştirirken bu sefer adam benim önüme dikildi. Yumruğunu yine havaya kaldırdı. Bizi rahatsız eden adamın yumruğunun suratımıza inme ihtimalinden çok, o yumruk indikten sonra başımıza geleceklerdi. Gayet net. Linç edilirdik. Meydan'da provokasyon için fırsat kollayan pek çok tip vardı. Bu tehlikeden yürüyerek uzaklaşmayı bildik.

Rusya yanlılarının eylemi ile aynı zamanda Ukrayna yanlılarının da bir eğlemi vardı. Eylem adını Ukrayna'nın Nazım Hikmet'i, Şair Şevçenko'dan alan parkta gerçekleşiyordu. Sayılar Lenin Meydanı'ndakinin belki onda biriydi. Ukrayna yanlıları ile röportaj yaparken aklıma hep şu geldi; Lenin Meydan'ında Şevçenko Parkı yönünde, askeri nizamda yürüyen bir çete görmüştüm. Ukrayna yanlılarına dalacaklarını düşünmüştüm fakat yanılmışım. Tansiyon'un çok yüksek olmasına ve meydanlarda provakatörlerin bulunmasına rağmen nasıl oluyorsa taraflar fiziksel olarak çatışmıyordu. en azından şimdilik...

Bir sonraki durak Kırım Tatar Meclisi'ydi. Burada Ukrayna Milletvekili ve Kırım Tatarlarının efsanevi lideri Mustafa Kırımoğlu ile görüştüm. Tedirgindi. Rusya yanlıları ve Tatarlar Maidan eylemleri sürecinde yalnızca bir defa karşı karşıya gelmişlerdi. 2 Rus çıkan arbedede hayatını kaybetmişti. Daha sonra, silahlı Rus milisleri Kırım Parlamentosu'nu ele geçirince, Kırımoğlu Tatarlara sakin olmalarını ve sokağa dökülmemelerini öğütledi. Bugüne kadar Kırımoğlu'nun sözü dinlendi ama bugün memleketlerinin elden gittiğini düşünen genç Tatarları evlerinde tutmakta zorlandığını kendisi de itiraf ediyor.

Görüşmemizden sonra Mustafa Kırımoğlu Simferopol'ün hemen dışındaki Perevalne askeri üstüne doğru yola çıktı. Üs Ruslar tarafından günlerdir abluka altındaydı. Kırımoğlu milletvekili sıfatıyla içeri girip Ukrayna askerlerine bir ihtiyaçları olup olmadığını soracaktı. Aynı üssü biz de bugün ziyaret ettik. Tabi içeri giremedik. Perevalene üssünün etradında 10 kadar Rus askeri nöbet tutuyordu. Üssün hemen karşısında kampları vardı. Çadırlar onlarca askeri aracın hemen yanına kurulmuştu. Rus askerlerinin önünde anons çekerken aklım Ukrayna askerlerindeydi. Bir asker için herhalde daha küçük düşürücü bir durum olamazdı...

Bugün konuştuğum bir Rus milis referandum gününe kadar nöbete devam edeceklerini söylüyordu. Bu durumun ne milisler ne de Rus askerleri için geçerli olacağına inanmıyorum. 16 Mart'da Kırım'da referandum var. Kırımlılar Rusya'nın bir parçası olup olmamayı oylayacaklar. Geçtiğimiz günlerde konuştuğum herkes referandumdan Rusya'ya katılma kararı çıkmasına kesin gözüyle bakıyor fakat sorun şu: Ukrayna yanlıları bu referandumun Ukrayna anayasasına aykırı olduğunu söylüyor. Yani referandum sonucunu kabul etmeyecekler. Durum böyle olunca ne Mustafa Kırımoğlu Tatarları evlerinde tutabilecek ne de Putin Rusya yanlısı çetelerin etnik Ukraynalılara saldırmasını engelleyebilecek. Basına kalkan yumruk mu? O da bir dahaki Ukrayna ziyaretimde, göz çukuruma mükemmel bir uyumla oturacak...

Murat Can Bilgincan- Hilmi Yaşa
Simferopol, Kırım Özerk Bölgesi, Ukrayna (?)

15 Şubat 2014 Cumartesi

Güneydoğu'nun Faili Meçhulleri

Geçen haftasonu Güneydoğu'nun Faili Meçhulleri belgeselimiz yayınlandı. Konsept şuyd; 90lı yıllarda Güneydoğu'da farklı kurbanlara gerçekleştirilen faili meçhul cinayetlere birer örnek verecektik. Bir siyasetçi, bir politikacı, bir kadın, bir asker, bir işadamı, bir toplu katliamın ve bir çocuğun hikayesini en yaknıları, sözlü tarih tarzında anlatacaklardı. Bizim sesimiz olmayacktı...

Olay yerlerinde anonslar çektik; uzun zaman sonra Şehit General Bahtiyar Aydın'ın ailesini ilk defa bir televizyon programında konuşmaya ikna ettik; bir faili meçhul kurbanının cenazesinde saf tuttuk. Haftaların emeği sonrasında çıkardığım sonuç şuydu; Sivas Kampı'nda (1960) ve Diyarbakır Cezaevi'nde (1980) yaşananlarla hesaplaşılmadıkça, siyasi faili meçhul cinayetlerin failleri bulunmadıkça Barış Süreci barışa eremeyecek...


8 Şubat 2014 Cumartesi

Gaffar Baba


Geçtiğimiz haftalarda Sakarya'daydık, Eskişehir'deydik, İzmir'deydik, Ankara'daydık ama en önemlisi Diyarbakır'daydık... Adım adım Şehit Emniyet Müdürü Gaffar Okkan'ın izini sürdük. Suikastten yaralı kurtulan bir yunusla röportaj yaptık; suikastin gerçekleştiği noktada yargı kararını ve Okkan suikasti hakkındaki komplo teorilerini değerlendirdik. Ortaya Hayatın Tanığı: Gaffar Baba belgesli çıktı ve ölümünün 13. yıldönümünde yayınlandı. Tamamını aşağıdan izleyebilirsiniz...




Sevilenler