26 Ağustos 2012 Pazar

Hayat Dansı



Ben Valeria Emilia de la Caridad del Cobre Martinez... 54 yaşındayım. Evlenmedim; çocuğum olmadı. Aslında bir oğlum olmasını çok isterdim ama kısmet işte... 15 yıldır Berlin’de salon dansları öğretmenliği yapıyorum.

Almanya’ya taşınmadan önce profesyonel dansçıydım. Tüm gençliğimiz boyunca ülke ülke gezdik sevgilimle. Çok iyiydik, çok; özellikle de Paso Doble’de... Paso 19. Yüzyıl’da İspanya’da doğup Fransa’da geliştirilmiş, hızlı bir latin dansı. Kavalye matador, dam da kırmızı pelerin rolünü üstlenir. Pelerin dedimse bu dansa kadının hiçbir katkısı yokmuş gibi anlaşılmasın. Benim maharetim olmasa sevgilim zor kaldırırdı şampiyonluk kupalarını!

Maalesef, onu anlık bir dürtüyle aldattıktan sonra yokuş aşağı yuvarlanmaya başladım. Yeni partnerimle ön elemelerden dahi geçemez olduk. Acınacak haldeydim. Ben de aktif dans kariyerimi bırakıp bir türlü aşık olamadığım ama beni çok seven Alman partnerimin arkasından buralara geldim.

Kendim hakkında konuşmaya başlayınca çenem düşüyor; kusura bakmayın. Esas bahsetmek istediğim konu... Hayat. Bakın; bunu çoğu dans sanatçısından duyamazsınız: Ben duygularımın beni sürüklediği, fevri, plansız bir yaşam sürmekten çok çektim! Çünkü plansız yaşamak bilinçsiz yaşamaktır. Bilinçsiz yaşanan bir hayatın sonuçları tesadüfidir. Ne başarısızlıklarımızı üzerimize alınabiliriz, ne de başarılarımızı. Yani, hayatı planlı yaşamak lazım. Öncelik sıramızı belirlememiz şart! Sakın, bunları size %100 planlı bir hayat satmaya çalışıyorum gibi algılamayın. Zaten böylesi ne mümkün ne de ideal...

Hayat bir danstan ibaret. Her ikisi de baştan sona planlanabilecekleri gibi tamamen doğaçlanabilirler de. Planlanmış koreografiler son derece estetik gözükürler ama doğallıklarını yitirmişlerdir; çift arasındaki büyülü bağ kaybolmuştur; dans seyirciyi sürükleyemez artık. %100 doğaçlanan danslar da estetik açıdan zayıf olurlar. Çift ya art arda hata yapar, ya da hata yapma korkusundan en sofistike adımları sergilemekten çekinir.

Seyircinin tüylerini diken diken eden, ideal dans %100 doğaçlanmış ile baştan sona planlanmışın tam ortasındadır aslında. Yalnızca figürler partner ile çalışılır; figürlerin dans esnasında hangi sırayla kombine edileceği ise doğaçlanır. Müziğe ve partnerden yayılan elektriğe göre, en uygun figür sergilenir. 1-2-1-2’lik marş ritmi kreşendo yapar. Çiftin yeri işaret eden, kenetlenmiş elleri tempo ile uyum içerisinde göğe doğru yükselir. Tempodaki ani düşüşle çiftin önceden birbiriyle öpüşen avuç içleri, hızlı bir hareketle, ilerleyecekleri yönü gösterir... Tabi, eğer dansın süresi tükenmek üzereyse ve seyircinin ayaklarını yerden kesecek figürlerden bir tanesi henüz sergilenmemişse en uygun an beklenmeden de icra edilebilir.

Tıpkı figürleri çalışıp beynimize kazıdığımız gibi... Uzun bir deneme yanılma sürecinin sonunda, bulaşık makinasını doldurmanın en pratik yolunu, sevgilimizden ayrılmanın en masumane yöntemini, bir iş toplantısına en uygun karar mekanizmasını öğreniriz. Bunlar bizim hayat protokollerimizdir.

Bulaşık makinasını doldurmak için yeterli vaktimiz olmayabilir; sevgilimiz en masumane yöntemi kullanmamız için açık kapı bırakabilir; toplantı masasındaki bir zıpçıktı karar mekanizmamızı tıkayabilir. Bunlar da hayatın dinamikleri.

Dans partnerimiz hayat, figürün karşılığı protokol, müziğin dengi de dinamikler. Eğer dansımızın ideal olmasını istiyorsak, protokollerimizi hayatın dinamiklerine ışığında kombine etmeliyiz. Bu Tango için de böyledir, Salsa için de ve hatta Paso Doble için de.

Bazen iç geçiriyorum, “Hayat Dansı’nı da Paso Doblem gibi ideal bir şekilde icra edebilseydim keşke.” diye. Belki o zaman, o muhteşem dansçıdan bir oğlum bile olurdu...



Hikayecimiz Valeria hayal ürünüdür. 

Uzun yazdığım konusunda bir iki eleştiri aldım. O yüzden boşluksuz 6000 vuruş bu hafta oldu boşluklu 3000 vuruş. Yorum ve oylarınızı esirgemeyin...

4 yorum:

  1. Sevgili Murat Can,

    Dans ile hayat arasındaki bağ hakkında söylenecek öyle çok şey var ki..

    Benzetmene bayıldım; müziğin dansımızı etkilemesine gönülden rıza gösteririz.. Hatta müzikteki en ufak ayrıntıyı bile dansımıza yansıtıp zevke dönüştürmeyi ve bunu partnerimizle paylaşmayı isteriz.. Ama ne yazık ki hayatta aynı şeyi yapamıyoruz çoğu zaman.. O dinamiklerle savaşmayı tercih ediyoruz.. Hayatın kendi akışını kutlayamıyoruz nedense..

    Londra'dayım, biraz önce bir milongadan döndüm. Ayaklarım su toplamış ama zevk içinde..
    Tanımadığım bir klüpte, tanımadığım insanlarla dans ettim bütün gece.. Yıllardır tanıdığım birçok insanla paylaşmadığım heveslerimi tanımadığım insanlarla paylaştım.. Yorgun ama rahatlamış uyuyacağım..

    Umarım sen ve senin neslin müziğin sizi alıp götürmesine benden daha erken yaşta izin verirsiniz.. Tıpkı resim yapar gibi, dilediğin renkleri dilediğin gibi karıştırarak.. ama içinizi hani şu su kabındaki suyun eninde sonunda döndüğü berbat kahverengiye dönüştürmeden elbette..

    belki de bir gün bir milongaya gelmelisin benimle?

    Seda

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Seda Abla, yazımı okumaya ve yorum yazmaya vakit ayırdığın için çok teşekkür ederim. Benim için yazdıklarımın anlaşılması kadar keyif veren çok az şey var. "O dinamikllerle savaşmayı tercih ediyoruz.." cümleni okuyunca beni %100 anladığını fark ettim. Zaten, böyle olacağını tahmin ettiğim için yazımı seninle paylaşmıştım :)

      Umarım renkleri çamura döndürmeden harmanlamayı, hakim olmadığım Milonga'yı da ayağını kırmadan dans etmeyi becerebilirim...

      Sil
  2. Muratim Canim, herkes herkesi eninde sonunda anlar da, bazen zamanlamada sorun oluyor galiba :)
    Istanbul'a donunce seni bir milongaya davet edecegim. Ilgini cekecek eminim.
    Ayrica dans zaten senin icinde var, sadece onu yasaman gerek.. Bu dans da olmayabilir.. Resim yapmak, fotograf cekmek, heykel yapmak ya da yazmak.. ayni motivasyon aslinda..
    Yazini paylastigin icin tesekkur ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben nazik davetin için teşekkür ederim. Milonga'da görüşmek dileğiyle...

      Sil

Sevilenler