19 Ağustos 2012 Pazar

Halk Kahramanı?


“Bu eylemi yapan genç arkadaşlar bu ülkenin çocukları ve bu eylem aracılığıyla Türk kamu oyuna barış ve ateşkes mesajı vermek istediklerini söylediler. Benden parlamentoda Kürt Sorunu’nun çözümü için daha fazla rol üstlenmem konusunda ricacı oldular....”

Hüseyin Aygün 1970’de Tunceli merkeze bağlı Erdoğdu köyünde dünyaya gözlerini açtı. Orta direk bir Zaza Alevisi ailenin içinde büyüdüğünü tahmin ettiğim halde çocukluğu hakkında elle tutulur bilgiye ulaşamadım. Böyle durumlarda Keşke profesyonel gazetelerin imkanlarına sahip olsam.” diye hayıflanıyorum vallahi. Üniversite eğitimini Ankara Hukuk Fakültesi’nde tamamladı. Hürriyet’ten Zeynep Gürcanlı’ın haberine göre, Marksist gençlik yıllarında hapis bile yatmış.

Aygün memleketinde 14 yıl ceza avukatlığı yaptı. Bu sırada dünya tatlısı 2 çocuk babası oldu. Avukatlık kariyeri insan hakları ihlallerine karşı yürüttüğü davalarla biliniyor. En gurur duyduğu davası ise Dersim Olayları’na (1938) liderlik edenlerin mezar yerlerinin açıklanması konusunda sürdürdüğü hukuk mücadelesi.

Hüseyin Bey Tunceli Barosu’nun kurulmasına öncülük etti; başkanlığını yaptı. Aynı zamanda, tutku duyduğu meseleler üzerine kitaplar yazdı. Dersim Katliamı (1938) hakkında 1 Zazaca, 2 de Türkçe kitabı yayınlandı. İlk Zazaca gazetenin kurucularından biri oldu. Basılı yayın yetmedi; internete de el attı. Bianet.org’da Dersim Katliamı ve Alevilik hakkında makaleler kaleme aldı.

Dersim Katliamı’ndan CHP ve Atatürk’ü sorumlu tuttuğu halde, kendisine teyzesinin oğlu Kemal Kılıçdaroğlu milletvekilliği teklif etti. Adaylık için başvuru yapması dahi gerekmemişti. Sonunda, PKK’nın tehditlerine göğüs gererek, BDP’li Şerafettin Halis’i koltuğundan etti ve Tunceli’yi 24. Dönem’de Meclis’te temsil eden 2 CHP’li vekilden biri oldu. Öte yandan, 2009 yerel seçim sonuçlarına göre, Tunceli’nin 8 belediyesinin yalnızca 2’si CHP’liydi. Bu tezat PKK’nın hiç hoşuna gitmeyecekti...

Aygün’ün siyasi duruşunu şu ana kadar okuduklarınızdan anlamışsınızdır zaten. Üzerine inatla gittiği meseleler: insan hakları, Alevilik ve çevre. 14 Aylık, kısacık aktif politika kariyerinde Meclis’e sunmuş olduğu toplam 51 yazılı soru önergesinin 12’si insan hakları, 10’u Alevilik, 3’ü de çevre hakkında. Diğerleri o denli çeşitli gündem konuları üzerine ki gruplamak çok zor. İlk imzası olan toplam 3 meclis araştırma önergesinin de 2’si çevre, 1’i insan hakları hakkında. Meclis İnsan Hakları Komisyonu Üyesi olan Hüseyin Bey Dersim Katliamı’nın devlet tarafından kabul edilmesini istiyor. 1925’te hazineye dahil edilen Alevi-Bektaşi taşınmazlarının geri verilmesini talep ediyor. Ayrıca, Tunceli’nin doğasına zarar verebilecek hidroelektrik santrallerinin kurulmasına karşı çıkıyor.

Geçtiğimiz hafta PKK tarafından kaçırılmasıyla beraber, Aygün’ün 3 ana meselesine bir dördüncüsü eklendi: Kürt Sorunu. Her ne kadar köşe yazarlarının çoğunluğu bu olayın gerçek” bir kaçırma olduğunda mutabık olsalar da olaya şüpheyle yaklaşan kuvvetli kalemler de yok değil. Gelin; 2 muhtemel senaryo üzerinden Sayın Milletvekili’nin yeni meselesinin doğuşuna bir göz atalım. Kaçırılmasından sorumlu olan teröristlerle yayınlanmayacak (off-the-record) bir röportaj yapsak herhalde şöyle anlatırlardı olan biteni...

Senaryo 1: Gerçek Halk Kahramanı
Doğan Haber Ajansı’nın (DHA) eline geçen, şifreleri kırılmış Telsiz Konuşmalarının üzerine kurgulanmıştır. Yazılanlar yazarın düşüncelerini değil, yalnızca teröristin olası bakış açısını yansıtmaktadır.

Kod adım Azad... Ana karargahtan gelen emirle eylemlerimize hız vermemiz ve inisiyatif kullanmamız gerektiği bildirildi. Artık Devrimci Halk Savaşı başlıyordu! Şemdinli’deki olaylar bunun yalnızca ilk dalgasıydı. Bahoz Arkadaş (Ana Karargah Komutanı) özellikle Tunceli ve Ovacık bölgelerinde daha etkin olmamızı istiyordu. Ovacık’ta bildiri dağıttık. Talimatları yerine getirmeyen 14 Ovacıklıyı Dersim Eyaleti dışına sürgün ettik. Çoğu CHP’liydi soysuzların.

Daha önce yapılmamış bir şey yapmalıydık. 4 kişiyi zaten evvelden kaçırmıştık ama bir milletvekilini alıkoyan hiç kimse olmamıştı şimdiye kadar. Hüseyin Aygün geçen seçimlerde adayımızın ayağını kaydırmış, partimize karşı söylemlerde bulunmuştu. Öte yandan, Kürt’tü. TC’ye (Türkiye Cumhuriyeti) karşı Dersim Katliamı konusunda takındığı sert tutumu ve anadilde eğitimi savunmasını taktir ediyorduk. Dolayısıyla, canını yakmak aklımızdan geçemezdi. İnisiyatif kullanarak, kendisini bir süreliğine dağlarımızda ağırlamaya karar verdik. Amaç gücümüzün sınırsızlığını bir kez daha TC’ye kanıtlamaktı. İlaveten, sohbet arasında CHP denen cibilliyetsiz partiden ayrılmasını ve TC ile aramızda bağımsız bir elçi olmasını isteyebilirdik ağabeyimizden.

12 Ağustos günü kuryelerimizden Hüseyin Aygün’ün Ovacık’ta olduğu haberi geldi. Koruma kullanmıyordu. Gerçeği, koruması olsa ne yazar... Sivil kıyafetli 4 arkadaşımı hemen Ovacık’a gönderdim. Bir tanesi Aygün’ün arabasını durdurmaya çalıştı; başaramadı. İlerideki arkadaşlarımıza haber verdi. İleridekiler Keleşlerle şoförü korkutarak 18:30 civarında aracı durdurdular. Aygün ilk başta direndi. Daha sonra yabancı araçların yaklaşmasıyla birlikte çatışma çıkmasından çekinip bizimle gelmeyi kabul etti. Güvenli noktaya gelinceye kadar, 2 arkadaşımızın eşliğinde yaklaşık 6 saat yürüttük. Diğer 2 arkadaşım da erzak aldıktan sonra güvenli noktada bizimle buluştular. Oradan 20 km kadar uzaklaşıp komutanım Seyithan’la (Dersim Eyaleti Sorumlusu) irtibata geçtim. Seyithan Arkadaş’ın ilk defa bu telsiz konuşmasında olanlardan haberi oldu. Bahoz Arkadaş’la görüşüp bize emirlerini bildireceğini söyledi.

Sonradan öğrendim ki ana karargah köpürmüş. Bahoz Arkadaş eylemimizi “Başıboşluk” olarak nitelemiş. 13 Ağustos günü, 10:30 civarında, “[Aygün’ün] kılına zarar gelirse sorumlusu sensin [, Seyithan]!” diye komutanımı azarlamış. Tabi 14 Ağustos sabahı azarlardan ben de nasibimi aldım. Ders oldu... Komutanlarımızın gözüne girelim derken az daha cezaya çarptırılıyorduk.

Ana karargahın tepkisi üzerine, Aygün’ü 17:00 sularında Ovacık’a yaklaşık 10 km mesafedeki Aktaş Köyü’nde serbest bıraktık. Köyün yakınlarında sığınabileceği bir jandarma karakolu vardı ne de olsa. Biz de yine dağlara vurduk kendimizi...

Senaryo 2: Danışıklı Dövüş
Bu senaryoda kanıtlanmış hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Kaçırılışın olay akışı baz alınarak yalnızca mantık yürütülmüş, tahminlerde bulunulmuştur. Yazılanlar yazarın düşüncelerini değil, yalnızca teröristin olası bakış açısını yansıtmaktadır.

Kod adım Dr. Bahoz Erdal... Dersim’deki eylemlerin arttırılması emrini ben verdim. 2 Hafta kadar önce Seyithan’dan haber geldi. Milletvekili Hüseyin Aygün’ün ekibinden birisi bize bir teklifte bulunmak istermiş. İstediği Aygün’ün güvenli bir şekilde kaçırılması; 48 saatin sonunda salıverilmesi; bir halk kahramanı olarak Ankara’ya geri dönmesi...

Pekiyi, bundan bizim kazancımız ne olacaktı? Bir kere, milletvekili kaçırabilecek kadar kuvvetli olduğumuzu TC’ye kanıtlayacaktık. Ayrıca, halk kahramanlığının vereceği kibirle zaten CHP ile arasında doku uyuşmazlığı olan Aygün partisinden kopacaktı. Dersim Milletvekili koltukları üzerindeki CHP hegemonyası kırılacaktı. Kim bilir? Belki de önümüzdeki seçimlerde destekleyeceğimiz bağımsız adaylardan bir tanesi Aygün olur. O, halkın sevdiği, Kürt Alevilerini safımıza çekebilecek, karizmatik bir adam. Onu kazanmak isteriz...

Sonunda hesap kafama yattı. Bu organizasyondan biz de kazançlı çıkacaktık onlar da. Seyithan’a alıkoyma emrini verdim. O da Azad’ı görevlendirdi. Her şey mümkün olduğunca doğal görünmeliydi. Azad’ın Aygün’ün elemanıyla sürekli irtibatta olması gerektiğini ve Aygün’ün önceden planlanmış bir Ovacık ziyareti sonrasında kaçırılmasının en doğrusu olduğunu bildirdim. Misafirperverlik çerçevesinde davranılmasını emrettim.

Organizasyonun ilk başında ufak bir sorun oldu. Aygün’ün şoförü olan bitenden bir haber olduğu için ilk arkadaşımız aracı durdurmaya çalıştığında durmadı. Biraz daha ileride, aracın içindekilerin telkiniyle durdu. Yolculardan biri olan Akşam Gazetesi muhabirinin gözünü boyamak amacıyla, arkadaşlarımıza direnirmiş gibi yaptı Aygün. Azad’ın ekibi başarıyla onu alıkoydu ve güvenli bir dere boyunda pikniğe götürdü.

Danışıklı dövüşün ortaya çıkmaması için her zamanki gibi çift dikiş atmalıydık. İstihbarat Daire’nin dinlediğini bildiğimiz bir frekanstan önceden planlanmış konuşmalar yaptık. İlk konuşma 12 Ağustos gece yarısı Azad ile Seyithan arasında gerçekleşti. Replikler vesilesiyle Azad’ın münferit bir eylem gerçekleştirdiği, Seyithan’ın eylem planından haberdar olmadığı algısını yarattık istihbaratçılarda. İkinci planlı konuşma 13 Ağustos günü 10:30 sularında, Seyithan ile benim aramda geçti. Seyithan’ı bir güzel azarladım rol icabı; Aygün’ün acilen salıverilmesini emrettim. Böylece, Kandil’in de eylem planından bihaber olduğu algısı başarıyla yaratıldı.

Biz amacımıza ulaştık... Kamu oyuna Burası Vahşi Batı mı? Baksanıza milletvekili bile kaçırıyorlar. Anlaşılan devlet elden gidiyor!” dedirttik. Tahmin etmiş olduğum gibi, Aygün ile CHP’nin arası açıldı; Kılıçdaroğlu’na istifa etme önerisinde bulundu bile. İlaveten, önümüzdeki seçimlere kadar Hüseyin Aygün’ü kazanacağız. Şayet karşı gelirse, işte o zaman danışıklı dövüşün detaylarını medyaya servis edip siyasi kariyerini bitiririz!

Sonuç

Hangi senaryoya inanırsanız inanın, Hüseyin Aygün özgürlüğüne kavuştuktan sonra yaptığı ilk basın toplantısının ardından, televizyon izleyen her Türk vatandaşının bildiği bir isim haline geldi. CHP tarafından daha yüksek bir mevkie layık görülmediği taktirde, siyasi kariyerine bağımsız olarak devam edebilecek güce erişti. Bu güç kendisinin bir siyaset aktörü olarak değerini kat be kat arttırdı. İnanın; AKP’ye transferi bile söz konusu olabilir. Aslına bakarsanız, böylesine bir transfer Kürt Sorunu’nun çözülmesinde son derece faydalı da olur.

BDP’li veya bağımsız olmadığı halde PKK’nın Ağabey” diye hitap ettiği Hüseyin Aygün’den başka siyasetçi tanıyor musunuz? Leyla Zana’nın söylediği gibi, bu işi çözse çözse Tayyip Erdoğan çözer ama PKK ile endirekt görüşme içerisinde olmadan mümkün değil. Hem bunda gocunacak bir şey yok. II. Dünya Savaşı sürerken İngiltere ve Almanya dahi birbirleriyle görüşmeye devam ediyorlardı. Görüşmelerin verimli geçmesine en az Oslo’yu mesken edinmiş MİT’çiler kadar Hüseyin Aygün’ün de katkısı olabilir. Eylemi yapan genç arkadaşlar” katkısının büyük, hem de çok büyük olacağına inanıyorlar.




Boşluksuz 6000 vuruşu bu hafta da doldurduk. Yorum ve oylarınızı esirgemeyin... Bayramınız mübarek olsun.

9 yorum:

  1. İlginc iki senaryo cok karizmatik etkileyici bir adam Siyaset arenamizda bu tip adamlara ihtiyac var!
    Ufuk acici bir yazi tesekkurler

    YanıtlaSil
  2. Semih Salihoglu20 Ağustos 2012 19:59

    Ikinci senaryoyu gercekci bulmadim pek, o yuzden birinciye inananlardanim. Sonunda Huseyin Aygun'un gelecek siyaset kariyeri uzerine yaptigin yorumlari da begendim. Adam transfer edilmek istenilecek bi siyasetci oldu. Bi de adamin gecmis siyasetini de bilmiyordum da begendim, hassas onemli konulara yogunlasmis hep. Bakalim zaman gostericek adamin ilerde nasil bi siyaset yapacagini.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumun için teşekkür ederim Semih. 2. senaryoyu neden gerçekçi bulmadın? Ben de açıkçası teröristlerin naif tavrından ve merkezin haberi olmadan bu denli büyük bir eylem gerçekleştirmeleri neredeyse imkansız olduğu için 1.nin olasılığını pek yüksek bulmayanlardanım. Ayrıca çömez sinemacı gözlüğünden bakarsam, ilk basın toplantısı oldukça çalışılmış duruyor...

      Sil
  3. Selam Muratcan,
    Gene çok güzel ve detaylı olarak kurgulanmış bir yazı yazmışsın... ellerine sağlık.
    Bence tum olay baştan sona bir kurgu gibi geliyor. Kaçırılışı, " Hadi gidiyoruz" diyerek yayan olarak olay yerinden ayrılmaları, detaylı bir arama yapılmaması.... vb....
    Yakalndığında verdiği beyanlarda çok kurgusal ve daha önceden hazırlanmış kokuyor.....
    artık nereden ne çıkacak bilinmiyor...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuz için teşekkür ederim, Hocam...

      Sil
  4. 20.08.12, Facebook'tan:
    Aygun'un uc ana meselesine bir yenisi daha eklendi demek yanlis bir tespit. Esas meselesi yillardir Kurt meselesi. Onergelere bakarsak hepsi ona eklemleniyor. Dersim'in cevre sorunu da bu meselenin parcasi. Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumun için teşekkür ederim, Burcu. Tabi ki Aygün'ün yaptığı pek çok politik hamle Kürt Sorunu'na dokunuyor ancak önergelerin hepsinin Kürt Sorunu'na dayandığının doğru olmadığını düşünüyorum. Örneğin, Alevilerin hakları hakkında attığı adımların Sorun ile direkt bağlantısı yok. Ayrıca, Aygün 14 aylık, genç bir aktif politikacı olduğu için yıllardır Sorun'u mesele edinmiş olması da güç. Şayet, Baro Başkanlığı dönemindeki entellektüel girişimlerinden bahsediyorsan, doğrudur. "Dersim Katliamı" hakkında kitap yazmak da Kürt Sorunu ile ilişikli. Öte yandan, "Katliam" hakkında kitap yazmak veya dava açmak ile PKK ile bire bir müzakere edebilecek konuma gelmek arasında büyük fark olduğunu düşünüyorum. Bu bağlamda, Kürt Sorunu Aygün'ün 4. ana meselesi...

      Sil
    2. Aygün'ün Kürt sorununu vekillik sonrası mesele edindiğini sanmıyorum. Çiftçinin meseleleri topraktır, sudur, gübredir tabi; amma ve lakin asıl meselesi ekindir.

      Sil

Sevilenler