7 Temmuz 2012 Cumartesi

Sinopsis: Mzungu Uyurken




Kenya’da unutulmuş bir yetimhanede, “Annem Babam kavga ediyorlar... Kabustan uyandığımda gözlerimde hala yaş vardı. O halde gerçek rüyadan nasıl daha gerçek olabilir?” diye karalar John Moleskine günlüğüne. Gönüllü olarak çalışmaya başlayalı henüz bir hafta bile olmadığı halde sıtma hapını bir ayı aşkın süredir kullanıyordur. Hap canlı, etkili rüyalara sebep olabilmektedir; bu yan etki yeni yeni kendisini hissettiriyor. İsa’nın çarmıha gerilmesi, bir sürü zenci oğlan tarafından öldürülmek, Pol Pot’u Kamboçya’nın harap bir tapınağında boğmak... John rüya ve gerçeği birbirinden ayırmakta güçlük çekiyor.

Her ne kadar uyanma anları John için kafa karıştırıcı olsa da sabah çayını içtikten sonra gerçekliğin sevgilisi Naomi ve en sevdiği yetim Loki’nin yüzlerinde saklı olduğuna inandırmayı başarır kendisini. Naomi yetimhanenin genç müdürü. Müdür olmadan önce kendisi de aynı yetimhanede yaşayan bir yetimdi. John’la aşkları bir anda alevlendi. Kimyasallarla su tanklarını arındırıyorlardı; derken kendilerini pislik içindeki mutfakta ağır ağır öpüşürken buldular. Mutfakta olan bitenleri fark edince beş yaşındaki Loki ve arkadaşları kıkırdayarak kaçıştılar olay mahallinden. John’a göre Loki gezegendeki en tatlı oğlan. Babası AIDS’den ölmüş; maalesef annesi de aynı ölümcül hastalıkla boğuşuyor. Loki ve John birbirlerini gördükleri ilk günden itibaren adeta mistik bir bağ ile kenetlendiler. Bu bağ tükenmek bilmeyen bir ilgi alaka dışında bir de garip duygu doğurdu. Birbirlerini çok uzun zamandır tanıdıkları hissi...



Gerçek bir öykü üzerine kurgulanmış bu filmde John, Loki ve Naomi birçok zorluğa birlikte göğüs gererler. John lüks yaşantısını geride bırakıp yetimhanede çalışmaya başladığı ilk zamanlarda ana işi çocukları uyandırıp okula göndermekmiş gibi görünür ancak yetimhanenin kendine has dünyasını anlamaya başladığında yeni görevler hemen yapılacak isler listesine eklenir. Olağan matematik dersi esnasında ranzalardan bir tanesinin altında “Klein Şişesi” şeklinde bir obje gözüne çarpar. Naomi bu tahta heykelciğin vücuda tapınma üzerine kurulu kabile dinlerinin sembolü olduğunu açıklar. Bir kabile dansı ile yetimler dinlerini “Mzungu”yla paylaşmaya çalışırlar. Aslında yetimler tüm açık tenli yabancılara “Beyaz Adam” diye seslenirler. Her ne kadar John bu ilginç kabile dininin kendi kafasını sürekli meşgul eden bir konu üzerine kurulmuş olmasından memnuniyet duysa da bu dinin temelini tam anlamıyla kavrayamaz. Eğer uyku ruhun farklı canlıların bedenlerine doğru bir yolculuğa çıkmasını sağlıyorsa ölüm anında ruha ne olur?

John’un gerçek işi birkaç yetimhane sırrını su yüzüne çıkarınca başlar. Bir akşamüstü, toz toprak içinde debelenen bir bebekle karşılaşır. Annesinin kim olduğunu sorduğunda, Naomi onüç yaşında bir kız çocuğunu işaret eder. Daha sonar kızgın bir hayırsever tarafından yazılmış eski bir mektup bulur. Mektupta yapılan bağışların çocuklar için kullanılmadığı, aksine Amerikalı vakıf kurucusunun lüks yaşantısına harcandığı yazılıdır. Son olarak, John daha önceden yetimhanede çalışmış olan Janet isimli genç bir bayanla  tanışır. Janet yalnızca John’un şüphelerini doğrulamakla kalmaz, ayrıca yetimhanenin devlet onaylı bir işletme lisansına dahi sahip olmadığını ekler. John sorunlarla tek tek başa çıkar. Yetimhanede yaşayan herkesi toplayıp çocuk yasta bebek sahibi olmanın ne kadar tehlikeli olabileceğini anlatır ve cinsel ilişkiye giren herkesin yetimhaneden kovulacağını vurgular. Daha sonra vakıf kurucusuna bir mektup yazarak hayırseverin şikâyetlerine cevap vermesini ister. Son olarak da lisans iddiasını araştırmak için belediyedeki çocuk müdürlüğünü ziyaret eder. Ne yazık ki John çocuk yaşta meydana gelen doğumlarla başa çıkamayacağını, Amerikalı kurucunun kalpazanlığa tüm hızıyla devam edeceğini ve yerel yönetimin rüşvetle satın alınmış olduğunu fark eder. Yetimhaneyi kapatıp çocukları güvenilir kurumlara yerleştirmeyi kafasına koyar.

Naomi yetimhanenin mevcut durumunu muhafaza etmeye çalışır. John’la adeta duvarları titreten bir kavgaya tutuşurlar mutfakta. Aylarca birikmiş stresin de etkisiyle, John Naomi’nin gırtlağına sarılır. Tıpkı birkaç gün önce büyük çocuklardan bir tanesini itekleyip kafasının arkasında yara açılmasına sebep olduğu gibi… İki yetim mutfaktan gelen sesleri duyarlar ve laf ışık hızıyla yayılır. Tüm yetimler John yüzünden evsiz kalacaklarına inanmışlardır. John’un otoritesi paramparça olur. Onu kimse dinlemez; sorularına cevap dahi verilmez. Yetimlerin John’a karşı yaptıkları tek şey buz gibi bakışlarla, göz kırpmaksızın onu süzmektir. John Naomi’ye akıl danıştığında Naomi yetimhanede kalmanın John için tehlikeli olabileceğini, ikisinin birlikte Kenya’yı terk etme vaktinin geldiğini söyler. John Naomi’yi ülkesine götüremeyeceğini itiraf eder. Yetimhanede omur boyu hapis olduğu gerçeği yüzüne vurulan Naomi, John’a saldırır ve kapıyı yüzüne kapatır. John yapayalnızdır.

Gece yarısı yetimler John’un kapısını kırarlar. Bir zenci kurşun asker ordusu kendisine doğru taarruza geçmişken John yatağında sessizce bekler. Parlak dolunay ışığı altında yetimler John’u öldürür. Loki gözlerini John’un parçalanmış kafa tasından yerde devrilmiş halde duran ve ileri geri sallanan dini heykele çevirir. Kendi kabile dinine göre ruhun ölümden sonra nasıl bir yolculuğa çıktığını hatırlar. Birden Loki tüylerini diken dike eden bir hisse kapılır. Adeta John’un ruhu ile aynı vücudu paylaşıyordur!




Boşluksuz 6000 vuruşun bu haftalık da sonuna geldik.. Yorum ve oylarınızı esirgemeyin...

1 yorum:

Sevilenler