28 Temmuz 2012 Cumartesi

Kamu Malı Olarak Gazetecilik



Çeyrek asırda, internetin hızla yaygınlaşmasıyla birlikte haber medyası bocalamaya başladı. Sürekli olarak gelişen bu yeni teknolojiyle ne yapacaklarını bilemediler. İnternet beleş bir haber kaynağı oldu. Yahoo’nun haber portalından büyük haber ajanslarının en önemli haberlerine bedavaya erişebiliyoruz. Hatta, Hürriyet’in en popüler yazarlarını akıllı telefonumuzdan bedavaya okuyabiliyoruz. Bu gelişmelerle birlikte gazetelerin tirajları düştü, abonelikleri azaldı, basılı reklam gelirleri yokuş aşağı yuvarlandı. İnternet reklam ve seri ilan ücretleri basılı gazete reklam ve ilan ücretlerinin yalnızca küçük bir yüzdesini teşkil ettiği için, basılı gelir kayıplarını siber gelirler karşılayamadı. Kaybedilen basılı aboneliklere de internet abonelikleri denk gelmedi. Neticede, gelişmiş ülkelerin gazete ciroları düştü.

Denetleme ve danışmanlık firması PricewaterhouseCoopers’ın verilerine göre, 2006-2012 yılları arasında, Kuzey Amerikan gazetelerinin ciroları neredeyse yarı yarıya azalmış! Avrupa’nın durumu da Amerika ile benzerlik gösteriyor. Öte yandan, gelişmekte olan dünyada cirolar artıyor. Aynı zaman aralığında, Asya Pasifik’in gazete ciroları yaklaşık %10, Latin Amerika’nınki ise %25 artmış. Türkiye’nin durumu ise ne Latin Amerika kadar parlak, ne de Kuzey Amerika kadar vahim. Toplam gazete ciroları hakkında istatistik bulamadım ama tirajlardan yola çıkılarak bir sonuca varabiliriz. Medyatava’nın istatistiklerine göre, 17/07/2006 başlangıçlı haftada 5.235.917 olan toplam Türk gazete tirajı 2012’nin aynı döneminde 4.701.035’e düşmüş. Bu düşüş Hürriyet+Milliyet’in aniden yok olmasına eşdeğer. Eğer uzun vadede siber ve basılı yayın arasında sinerji oluşturan isabetli iş modelleri geliştirilmezse Türkiye ve gelişmekte olan dünyanın diğer ülkeleri haber medyasının cenazesinde, Kuzey Amerika’nın yanında saf tutacaklar.

Gelişmiş dünyanın cenazesini erteleyecek bir teknolojik gelişme oldu 2 sene kadar önce: Apple’ın iPad’i gibi tabletler yaygınlaşmaya başladı. The Economist’in (Ekonomist Dergisi) haberine göre, reklam verenler dergi veya gazetelerin tablet versiyonları için, internet versiyonlarına ödediklerinden daha yüksek ücretleri gözden çıkarıyorlarmış. Bunun sebebi, tabletlerin sunduğu dokunmatik gazete okuma deneyiminin klasik gazete okuma deneyimine benzemesi. Tabi olay gazeteyi elinde tutma hissiyle sınırlı değil; tablet versiyonlarına haberle ilgili linkler ve videolar eklenebiliyor. Dolayısıyla, tablet klasik gazete deneyimini ve çok daha fazlasını sunuyor. Ha, bir de rüzgarda uçuşmuyor.

Ciro kaybetmekte olan haber medyasına tabletlerin bir parça arttırdığı siber reklam gelirleri yetmiyor. Kemal Sunal filminde maaşı yetersiz gelen öğretmenin manavlık yapması gibi, haber medyası da yan işler alıyor. Bazıları reklam platformu olmakla sınırlı kalmıyorlar aynı zamanda da pazarlama danışmanlığı hizmetleri sunuyorlar. Ekonomist Dergisi gibi haber kaynakları uluslararası konferanslar organize ediyorlar. Bir Amerikan iPad dergisi olan Atavist gibi medya şirketleri ise özgün iPad yayımlama yazılımlarını başka şirketlere kiralıyorlar...

Uluslararası haber medyası çağa ayak uydurup hayatta kalabilmek için bir tarafını yırtıyor. Pekiyi bu gerçekten gerekli mi? Bilginin çok hızlı bir şekilde, beleşe bulutlarda uçuştuğu günümüzde gazetecilik kamu malı (public good) olarak kabul edilemez mi? Şeytanın avukatı der ki: Sürdürülebilir iyi gazetecilik ancak kar amacı gütmeyen vakıflarla mümkündür!”

Kar amacı gütmeyen haber medyasının pek çok başarılı örneği var, Ekonomist Dergisi’nin haberine göre. 2001’de, George Soros’a ait Open Society Institute’un (Açık Toplum Enstitüsü) hibesiyle kurulan Caucasian Knot (Kafkas Düğümü) bunlardan bir tanesi. Araştırmacı gazeteciliğin “ölümcül” olduğu Rusya’nın Kuzey Kafkasya bölgesinin en başarılı gazetecilik örnekleri Kafkas Düğümü’nün internet sitesinden çıkıyor. Burada Kafkaslar’dan haberlere, raporlara ve bölge hakkında ansiklopedik bilgiye ulaşmak mümkün. Vakıf kendisini tamamen uluslararası bağışlarla finanse ediyor.

Gazetecilik vakıfları yalnızca uluslararası kamu oyunun sempatisini toplamış gariban bölgelerle sınırlı değil. Amerika’da 2005 yılından bu yana gazetecilik vakıflarına 250 milyon dolar bağışlanmış. Bu bağışlardan bir tanesiyle 2008 yılında New York’ta kurulan ProPublica bir internet bazlı araştırmacı gazetecilik birimi. Kullanıcılarına Amerika ve dünya hakkında haberler, analizler ve istatistikler sunuyor. ProPublica’cılar 2 Pulitzer ödülü kapmışlar bile... Araştırmacı gazetecilik ticari iş modelleriyle yürütülmek için çok masraflı. Bu yüzden araştırmacı gazeteciliği bir kamu malı olarak düşünmek lazım.” diyor Genel Yayın Yönetmeni Stephen Engelberg.

Engelberg’in düşüncesine katılan bir vakıf da Londra’da. Bureau of Investigative Journalism (Araştırmacı Gazetecilik Bürosu) David ve Ellaine Potter Vakfı’nın desteğiyle bir üniversitenin bünyesinde kurulmuş. Sitelerinde İngiltere ve dünyadan haberler, raporlar ve özel dosyalar bulmak mümkün. Üstüne üstlük “Makalelerimizi Çalın” butonuyla kullanıcılar yayınlarını dağıtmaya teşvik ediyorlar. “Büromuza Bağış Yapın” butonuyla da kaliteli gazeteciliklerini sürdürmeye çalışıyorlar.

Pekiyi vakıf gazeteciliğinin Türkiye’de hiç örneği yok mu? Hem de çok şık bir örneği var: Bianet.org. Bianet, 1997’de IPS İletişim Vakfı tarafından kurulan Bağımsız İletişim Ağı’nın 4 ana etkinlik alanından yalnızca bir tanesi. İnternet sitelerinde, Türkiye bazlı, temel hak ve özgürlükler odaklı haberler, makaleler ve fotoğraflar bulmak mümkün. Diğer etkinlik alanları: Hukuksal Destek Birimi, [gazeteciler için] Eğitim Programları ve [yerel basın için bedava] Program Üretim Merkezi. IPS, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) gibi meslek birlikler, Avrupa Birliği İnsan Hakları ve Demokrasi İnisiyatifi (EIHDR) gibi uluslararası fonlar ve uluslararası vakıflarca destekleniyor.

Ekonomist Dergisi’nin vakıf gazeteciliği konusunda dillendirdiği bir takım endişeleri var. İlki: bağış kültürü olmayan ülkeler... Amerikalılar bağış yapmaya ne kadar meraklılarsa Türkler bir o kadar soğuk. Dolayısıyla Amerika’da vakıf gazeteciliğinin çok daha yüksek bir ivmeyle yaygınlaşması doğal. Bu durum her ne kadar bağış kültürü zayıf olan ülkeler için bir handikap oluştursa da, globalleşme sağ olsun, yüksek bağış kültürüne sahip olan ülkeler kendi ülkeleri dışındaki oluşumları destekleyeceklerdir. Tıpkı Soros’un Kafkaslar’da yaptığı gibi...

İkinci bir endişe konusu: bağışçıların editoryal özgürlüğe müdahale etme ihtimalleri... Doğru; parayı veren düdüğü çalar. Soros gibi bir para sihirbazının da Kafkas Düğümü’nü kendi ticari veya politik amaçları için kullanmaya yeltenebileceği ufak olmayan bir ihtimal. Öte yandan, şu an dünyanın çoğunda hakim olan modelde haber medyasının tepesinde gözünden dolar işaretleri fışkıran patronlar var. Tüm faaliyetleri patronların çıkarlarına zarar vermeyecek şekilde ilerlemek zorunda. Yani, haber medyasının başında sürekli olarak bir kamçılı Soros zaten mevcut! Vakıf modeliyle yönetilen internet gazetelerine ise isteyen çıkar grubu, istediği miktarda bağış yapabilir. Düdüğü çalan sık sık değişeceği için de nispeten objektif bir gazetecilik sergileneceği açık.

Sakın bu düşüncelerimden vakıf gazeteciliği yapanların tümünün parayla satın alınabileceği sonucunu çıkarmayın. Bu işi tamamen idealizm uğruna yapan, parayı verene düdük çaldırmamak için yoğun çaba sarf eden büyük bir grup var. Söylemeye çalıştığım idealizmin vakıf modelinde biraz daha kolay olduğu. Soros idealist gazeteciyi kaynak kesintisiyle tehdit ederse Roman Abramovich’in kapısı çalınabilir her zaman...

Ekonomist’in bir diğer endişesi de bazı ülkelerin vakıf gazeteciliğine vakıf statüsü vermemesi. Örneğin, Araştırmacı Gazetecilik Bürosu’nun başvurusunu İngiltere 2 kere reddetmiş. Gerekçe vakıfların politik aktivitelerde yer alamayacağı... Aynı sorunu Wilkes isimli bir parlamento haber teşkilatı da yaşıyor. Başka ülkelerde de pek çok gazetecilik kuruluşu eminim benzer sorunlar yaşayacak. Problem yaşanan ülkelerdeki kanunlar yoğun bir mücadelenin sonunda değiştirilinceye kadar da vakıf gazeteciliğine bağış yapanlar ne yazık ki vergi yükünü hesaba katarak biraz daha fazla bağış yapmak zorunda kalacaklar.

Son endişe verici başlık: bağışçıların yüksek okunurluk beklentisi... Her bağışçı yapmış olduğu bağışın toplum üzerinde, mümkün olan en yüksek etkiyi göstermesini ister. Vakıf gazeteciliğinde yüksek etki yüksek okunurlukla özdeşleştirilebilir. Yüksek okunurluk da ancak popüler haber medyasının bir vakıf gazetesinin hazırlamış olduğu araştırma dosyasını yayınlamasıyla mümkün olabilir. Bu yaklaşım vakıf gazetesinin popüler medyada yayımlanma ihtimali daha yüksek olan haberlere odaklanmasına sebep olabilir. Sonuçta iyi gazetecilik yapmak için kurulan vakıf gazetesi popülist olur çıkar...

Ekonomist Dergisi, bağışçıların yüksek okunurluk beklentisinin popüler haber medyasına yönelik bir bağımlılık yaratacağını, bu yüzden de vakıf modelinin çözse çözse gazeteciliğin problemlerinin küçük bir bölümünü çözebileceğini vurgulayarak makaleyi noktalıyor. Katılmıyorum! Vakıf gazeteciliğine bağış yapacak hayırseverler ve kuruluşlar bilinçlidir. Kaliteli araştırmacı gazeteciliğin popüler medya okunurluğuna ulaşmasını beklemek ise şizofreni. Yani, bağışçıların Ekonomist’in endişelendiren beklentiye girmeleri söz konusu değil. Velhasıl kelam, vakıf gazeteciliği popüler medyaya bağımlı olamaz.

Ha, bu popüler medya ile vakıf gazeteleri arasında hiçbir bağlantı olmayacağı anlamına gelmez tabi. Görünürlük kazanmak için vakıf gazeteleri popüler medyaya bedava, kaliteli içerik sunacaklar, popüler medya da işine gelenleri beleşe sayfa doldurmak için yayınlayacak. %100 internet üzerinde faaliyet gösteren vakıf gazeteleri ile basılı yayınlara yüklenip internet servislerini de açık tutan popüler medya arasındaki bu sinerji her iki tarafı da kuvvetlendirecek; skalanın iki ucu arasında kalan haber medyası kuruluşları okur/izleyici/kullanıcı kapma yarışında geri kalıp 2 kutuptan bir tanesine yaklaşmaya çalışacaklar. Çift kutuplu yeni medya düzenine ayak uyduramayanlar da tarih sahnesinden silinecek...

Kutuplaşmaya blogcuların da önemli katkısı olacak. Tıpkı vakıf gazetelerinin yapacağı gibi, popüler haber medyasına bedava içerik sağlayacaklar. Tabi blogcuların çoğunun sağladığı içerik vakıf gazetelerinin sağladıkları kadar kaliteli olmayacak ama özellikle yerel haber konusunda daha atik davranacaklar. Yeni medya düzenindeki kutuplaşmayı hızlandırırken, blogcular bir yandan da kendi içlerinde ayrışacaklar. Kimisi popüler gazetelerin bordrosunda, kimisi de vakıf gazetelerinkinde tam gün çalışmaya başlayacaklar. Tabi özgür ruhlu, harbi blogcular da bağımsız olarak o güne kadar ne yaptılarsa aynısını yapmaya devam edecekler.

Bugün haber medyasının bocalamasına sebep olan internet, kendi üzerinden faaliyet gösteren vakıf gazeteleri ve bloglarıyla, uzun vadede gazeteciliğin kurtarıcısı olacak. İşte, aynen böyle söylüyor şeytanın avukatı... 




Boşluksuz 6000 vuruşun bu haftalık da sonuna geldik. Yorum ve oylarınızı esirgemeyin. Ramazanınız mübarek olsun...

1 yorum:

Sevilenler