24 Haziran 2012 Pazar

Sana Araba Çarptığını Babamdan Neden Sakladın, Raziye Abla?

fotoğraf sinegame.com'dan alınmıştır.

Adım Termeh. 12 yaşındayım. Tahran'da doğdum; hala Tahran'da büyüyorum. Annem Babam ayrı. Ben Babamla yaşıyorum. Annem Babamı, Babam da Annemi çok sever aslında. Bu sevgi yoğunluğuna rağmen, maalesef geçen sene yaşadıklarımız ailemin parçalanmasına sebep oldu. Oysa herşey bir oyunla başlamıştı...

Annem Simin daha iyi şartlarda yetişebilmem için yurtdışına taşınmak istiyordu. Babam Nadir da Alzheimer'lı Dedeme bakmak zorunda olduğu için, biraz da ülkesine olan gizli aşkından, Anneme karşı çıkıyordu. Oyun gereği, Annem boşanma davası açtı. Bana gerçekte, şartlar ne olursa olsun Babamdan boşanmayacağını söylemiş olduğu için içim rahattı. Hakim karşısına çıktılar. Babam yine de Dedemi yalnız bırakmaya razı gelmedi. Annem bavulunu toplayıp evi terk etti. Herşeyin bir oyun olduğunu bildiğim halde Anneanemlere taşınması beni çok üzüyordu. İçimden onunla gitmek geliyordu ama Babamla Annemin birlikteliği için Babamla kalmalıydım. Oyun istenmeyen bir şekilde gelişse dahi benden ayrı yaşayamazdı Annem...

Babamın işte olduğu zamanlarda Dedeme göz kulak olması için Raziye diye bir bakıcı tuttuk. Bir akşamüstü, Babamla eve geldiğimizde Raziye Abla ortalıkta yoktu. Koşarak Dedemin odasına girdim; çığlığı bastım. Dedem yerde ölü gibi yatıyordu ve bir kolu yatağa bağlanmıştı! Babam çok korktu. Allah'tan, Dedem kısa sürede kendine geldi. Korktuğu kadar da sinirlenmişti Babam. Ben de sinirlenmiştim! Raziye Dedemi yatağa bağlayıp nasıl gidebilirdi? Ertesi sabah, Babam bunu Raziye'ye sordu sesi titreyerek. Raziye tatmin edici bir cevap veremedi. Babam ondan evi terk etmesini istedikçe Raziye o günün ücretini almadan gitmeyeceğini söylüyordu. Sonunda Babam kendini tutamadı ve Raziye'yi kapıdan dışarı itti. Raziye'yi her ne kadar haksız bulsam da endişelenmiştim. Sonuçta o hamileydi.

Babama Raziye'nin hastanede olduğu haberi geldi. Kendisini kötü hissedip Annemle hastaneye gitti. Raziye'nin bebeği ölmüştü! Dava açıldı. Babam savcıya olanları anlattı. Hafif bir iteklemeyle, kadıncağızın kapıdan oldukça uzak olan merdivenden düşmesi mümkün değildi.

Oyun git gide içinden çıkılmaz bir hal alıyordu. Raziye'nin kocası tam bir deliydi. Babamı dövmüş, okulumu basmıştı. Annem canımdan endişe etmeye başladı. Raziye'nin ailesini bu işi kan parasıyla kapamaya ikna etti. Kan parası konusunu Babama açtığında Babam köpürdü. Ahlaki değerlere bağlılığımı Babamdan almışım... Suçlu olmadığı için rüşvet ödemeyi kabul etmiyordu. Annem de kimin haklı kimin haksız olduğunun önemli olmadığında, benim emniyetim için bu paranın ödenmesi gerektiğinde lafı diretiyordu. Sonunda, Annemle hayatlarının en büyük kavgasını ettiler. Bu ana kadar sakinliğimi korumayı başarmıştım; herşeyi içime atmıştım ama artık dayanamıyordum. Nefesim kesilene kadar ağladım ve Annemle beraber evi terk ettim. Oyun bitmeyen bir kabusa, kabus da hayatımıza hükmeden gerçekliğe dönüşmüştü!

Babam ahlaki değerlerini çiğnedi ve bizim için kan parası ödemeyi kabul etti. Yalnız, bir şartı vardı; Raziye Kur'an'a el basıp Babamın suçlu olduğuna yemin edecekti. Raziye Abla dini bütün bir kadındı. Bunu yapamadı. Zaten birkaç gün önce Anneme gelip Babamın suçlu olmadığını söylemiş, kan parasını ödememelerini istemişti. Annem suçsuzluğunu bile bile Babamı kandırmıştı. Babam Annemin oyununu affetmedi ve hakim karşısında kiminle yaşamak istediğimi seçmek bana düştü. Annemle mi hayatımın çoğunu geçirecektim? Babamla mı?..

İranlı yönetmen Asghar Farhadi aile dramımızı 2011'de filme çekti. $800.000'a çekilen Bir Ayrılık yalnızca Berlin Film Festivali'nden Altın Ayı kazanmakla kalmadı; akabinde En İyi Yabancı Film Oscar'ını da kaptı. Ayrıca, başta Annem (Leila Hatemi) ve Babam (Peyman Moadi) olmak üzere, tüm ana oyuncular Berlin'den Gümüş Ayı ödülüyle döndüler. Tabi  filmin uluslararası başarısı beni havalara uçurdu. Haydi, bu başarının kaynağını beraber keşfedelim.

Farhadi'nin kaleme aldığı senaryo En İyi Senaryo Oscar'ına aday olmuştu. O yüzden analizimin merkezine senaryonun özelliklerini yerleştirmenin yerinde olacağını düşünüyorum. Bir Ayrılık'ın senaryosunu derinlik katan temaların başında "Çocukların Yetişkinliği" geliyor. Raziye Dedemin altını değiştirirken çok sevdiğim küçük kızı, "Merak Etme; Babama söylemem." diyor. Annesi hiçbir telkinde bulunmaksızın küçük kız aile dirliğini korumak için ne yapması gerektiğini en az bir yetişkin kadar farkında. Küçük kızdan başka bir olgunluk örneği de Raziye'nin doktora gitmek için Dedemi yalnız bırakmak zorunda kaldığını Babama söylemesi. Raziye bu bilgiyi işin başında Babamla paylaşsaydı belki aralarında bir tartışma falan çıkmayacaktı! Geç de olsa, küçük kız bu önemli bilgiyi kan davasını yumuşatmak niyetiyle Babamla paylaşıyor. Tabi benim de bir kız çocuğu olduğumu unutmamak lazım. Yalandan nefret ettiğim halde Babamın hamilelikten haberinin olmadığı yalanını savcıya söylememem 12 değil 42 yaşın olgunluğunu sergilememdendir. Ahlaki değerlere verdiğim öneme rağmen, Babamın hapse girmesini engellemek için ne yapmam gerektiğini çok net farkındaydım. Bir çocuğun hayal dünyasında yaşamıyorum!

Senaryonun başka bir özelliği de önemli durumların veciz bir şekilde görsel veya sözel olarak ifade edilmesi. Örneğin, Babamın yaşamını Annemsiz sürdüremeyeceği çamaşır makinasının yardımı ile anlatılıyor. Babam çaresizce çamaşır makinasını nasıl çalıştırması gerektiğini düşünürken ben 4. programda çalıştırması gerektiğini, çünkü en çok o rakamın solmuş olduğunu söylüyorum. Dindar olsun veya olmasın, herkesin hayatının nasıl dini kurallarca belirlendiği Raziye'nin sık sık kullandığı Dini Yaşam Danışma Hattı ile vurgulanıyor. Babamın ahlaki değerlerine ne denli bağlı olduğu, büyük kavgadan sonra Annemle gitmeye karar verdiğimde Babamın balkondaki küçük, buruk gülümsemesi ile anlatılıyor. Ben Annemle gitmeden önce, "Eğer haksız olduğumu düşünüyorsan git Anneni getir; kan parasını ödeyelim." demişti Babam. İçi benden ayrılacağı için kan ağladığı halde onu ahlaki açıdan haklı bulmam gülümsemesine yetiyor.

İlk izleyişte önemsiz görülebilecek detayların aslında bazı olayları açıkladığı anlaşılıyor ikinci izleyişte. İlk izleyişte evimizde kaybolan paranın akıbeti muallakta kalıyor. İkinci izleyişte parayı Babamın zannettiği gibi Raziye'nin çalmadığı, Annemin bir kat fazla yük taşımak zorunda kalan mobilyacılara Babamdan habersiz verdiği fark ediliyor. Aynı şekilde, Babamın suçlu olup olmadığı filmin son çeyreğine kadar kesinleşmiyor. Oysa yönetmen kesin bir yargıya varmak için gereken ipuçlarını bize vermiş bile: Raziye sokağa kaçan Dedemi arabalar arasında kovaladıktan sonra otobüste bayılıyor, üst komşuya merdiveni kirletmesine gerekçe olarak başının dönüp çöp torbasını düşürmesini veriyor ve savcının yanından kızıma bakacağım bahanesiyle çıkıp Dini Yaşam Danışma Hattı'nı aramaya yelteniyor. Parçaları bir araya koyduğumuzda, Raziye'ye bir arabanın çarptığı, bebeğini bu yüzden kaybettiği ve Babama iftira attığı için kendisini suçlu hissettiği, daha kendisi bu gerçekleri telaffuz etmeden anlaşılıyor.

Bunca pozitif özelliğin yanında senaryonun bir temel sorunu var. Raziye Abla kendisine araba çarptığını işin başında neden saklıyor? Babam ona bir hışımla neden Dedemi bağlayıp yalnız bıraktığını sorduğunda, niçin, "Kusura bakmayın; araba çarptı acilen hastaneye gitmem gerekti." demiyor? Eğer sebep Dedemin evden kaçmış olduğunu saklamak istemesi ise bu yalnızca diyaloğun ilk yarısı için geçerli bir gerekçe olabilir. Babamın onu işten kovacağını anladığında gerçekleri anlatıp sokağa fırlayan ihtiyar için kendi hayatını riski attığını ima ederek Babamı yumuşatması gerçekçi olurdu. Araba çarptığını söylese büyük ihtimalle Babam anlayış gösterip onu evden kovmayacaktı; Raziye ve deli kocası Babama dava açmayacaktı; Annem ve Babam boşanmayacaklardı. Söylememesinin yenilir yutulur tarafı yok. Senaryonun tüm olay örgüsünü çökertebilecek bu açığa rağmen Bir Ayrılık'ın En İyi Senaryo Oscar'ına aday gösterilmiş olması çok tuhaf.

Biraz da sinematografiden bahsedelim... Filmin en büyük sinematografik özelliği neredeyse her karede kadrajın en az 1/8'lik kısmını fokusta olmayan, buğulu bir objenin kaplaması. Bu buğulu obje bir duvar, kolon veya pencere olabiliyor. Örneğin, 3 cephesi bir avluya bakan, U şeklindeki dairemizde Annem ve Babam birbirlerini U'nun farklı kenarlarından gözlemliyorlar. Bu gözlem de bir pencere veya duvar tarafından kısmen engelleniyor. Aynı şekilde, benim kararımı vereceğim kapanış sahnesinde de koridorda oturan Annem ve Babam arasında camdan bir paravan var. Asgharı'nin bu sinematografik tercihi Bir Ayrılık'ın ana altmetnini oluşturuyor: karakterler arasındaki mecazi duvar, giderilemeyen anlaşılmazlık.

New York Universitesi'nden Ken Dancyger'a göre Polanski'nin orijinal fikri (Director's Idea) Varoluşun Yalnızlığı, Kubrick'inki Modern Hayatın Karanlığı, Spielberg'inki de Çocukluğun Sonsuzluğu'dur. Bunlar yalnızca tek bir filmi değil, yönetmenin tüm repertuarını derinden etkileyen, uğruna senaryolar yazılan temel fikirler. Farhadi'nin böyle bir fikre en çok yaklaştığı nokta sinematografinin yardımı ile karakterler arasındaki mecazi duvarları sergilemesi ancak bu Bir Ayrılık'ın tohumunu oluşturan bir fikir değil. Yalnızca karakterler arasındaki ilişkileri etlendirmek için kullanılan bir sanatsal takviye. Bu durum senaryonun önemli özelliklerinden Çocukların Yetişkinliği teması için de geçerli.

Filmimizi değerlendirirken oyunculuktan bahsetmezsek olmaz. Raziye çalışmaya yeni başladığında, elindeki iki parça bulaşığı havaya kaldırır ve kızından karnındaki bebeği dinlemesini ister. Küçük kız bir süre kulağı anasının karnındayken sessiz bekler. Sessizlikten ürkmemek iyi oyuncunun önemli bir özelliğidir. Bebeğin tekmesini duyduğunda heyecanlanıp sesli bir şekilde annesine birşey sorar. Annesi Dedemin uyuduğunu hatırlattığında fısıldayarak aynı soruyu tekrar eder. Başka bir örnek... Raziye altına yapmış olan Dedeme, "Pantolon getireyim mi?" derken kekeler. Repliklerini ezberlemiş bir oyuncunun doğal bir şekilde kekelemesi yetenek gerektirir. Müsaadenizle, biraz da kendimi öveceğim :) Son sahnede hakimin sorusunu geçiştirmeye çalışırken yavaş yavaş, aralıklarla göz yaşı döküyorum. Bir oyuncu için kendini ağlamaya hazırladıktan sonra göz yaşlarını zamana yaymak çok ama çok zordur. Yönetmenimizin de değerli katkılarıyla ben bunu başardım.

Filmimizin kayda değer özellikleri senaryo, sinematografi ve oyunculuk alanlarında. Ses dizaynı ve montaj gibi bahsetmemiş olduğum alanlarda tabi ki profesyonel bir kalite hakim ama filmin bu alanlardaki özellikleri değerlendirmemizi etkileyemeyecek kadar sıradan. Çok yüksek oyunculuk kalitesi, sinematografi ile yaratılan altmetin, senaryonun temaları, veciz anlatımı ve detayları Bir Ayrılık'ın kuvvetli yönleri. Öte yandan, Raziye Abla'nın araba çarptığını Babama söylememesi senaryoyu temelden sarsan affedilemez bir hata; Farhadi'nin sıkı yönetmenliğine rağmen orijinal bir fikre sahip olmaması da Bir Ayrılık'ın bir başyapıt olmasını engelliyor maalesef.

Bir Ayrılık modern İran sinemasının son derece başarılı bir örneği olduğu halde bence iki önemli politik ve ticari gelişme olmasa, yalnızca sanatsal bilek gücüyle Oscar'ı kapamazdı. Eğer İranlı yönetmen Jafar Panahi festival arifesinde hapse atılmamış olsaydı 2011 Berlin Film Festivali jürisinin sempatisini kazanıp Altın Ayı'yı alamazdı; Altın Ayı'yı alamasaydı filmin Amerikan dağıtım hakları Sony Classics'e satılamazdı; Sony Classics'e satılamasaydı da gerekli lobi ve reklam faaliyeti olmaksızın Akademi üyelerinin oyları toplanamazdı. Dolayısıyla, Asghar Farhadi değerli sanatçılarını hapse tıkan ülkesine büyük bir teşekkür borçlu!

Ailemin hikayesinin anlatıldığı filmi bu şekilde eleştirmek inanın çok zor ama dürüstlüğü ne kadar önemsediğimi biliyorsunuz...


3 yorum:

  1. Geçtiğimiz ay, Yılmaz Erdoğan'ın "Sinemada Ezan" polemiği üzerinden Türk ve İran sinemaları sık sık karşılaştırıldı. Bu konuda ben de bir çift laf etmek istiyorum... Her ne kadar İran ve Türk sinemaları 1979'a kadar benzer çizgilerde ilerlemiş olsalar da İran Sineması'na İslam Devrimi dolaylı yoldan yaramış ve İran Türkiye'ninkinden daha olgun bir sinemaya sahip olmuştur. Dünyanın en prestijli ödülleriyle dolup taşan Tahran'daki Sinema Müzesi bunun bir kanıtı. Abbas Kiarostami'nin ilk Palme d'Or adaylığı Nuri Bilge Ceylan'ınkinden yaklaşık 10 sene önce geldi. Dünyanın en önemli okullarında İran Sineması dersleri okutuluyor. Bunların sebebi yalnızca Batı'nın İranlı muhalif yönetmenlere duyduğu sempati değil. Aynı zamanda da İranlı otörlerin senaryo yapısıyla, sinematografisiyle, oyunculuğuyla v.b. ortak ve özgün bir sinema dili geliştirebilmiş olmaları... İran kültürüyle hiçbir alakası olmayan bir filmi İranlı bir yönetmen çekse filmdeki İran görsel dokusu hemen kendini belli eder (Örnek: Like Someone in Love, Cut) ama aynısı bir Türk yönetmen için söylenebilir mi? Türk otörlerin de kat etmiş oldukları yol yadsınamaz ama bir Türk sinema dili yaratmak için daha atılması gereken pek çok adım olduğunu kabul etmek lazım.

    YanıtlaSil
  2. Muratcim,

    Yazin epeydir izlemek isteyip de bir turlu vakip ayiramadigim A separation i bana en sonunda izlettirdi. Yazimizin basina bir spoiler alert koysak fena olmaz. Ben gerci bastan senaryodan bayagi bahsedecek oldugunu anlayip izlemeden okumadim ama baskalari o kadar sansli olmayabilir.

    Film ve yazinla ilgili aklima bir kac sey takildi hizlica paylasiyorum. Oncelikle senaryodaki bence ki saha buyuk sorun Raziye'nin dusuk yaptigini bilip bilmemesi. Cunku sonucta doktordan donuyor orda cocugun canli olup olmadigini ogrenmesi ,cocuk dusmusse de alinmasi lazim. Davadaki kimse de bu kadin dustugu gun doktora gitmis bi arayip bakalim yasiyo mu demiyor. Eger Raziye nin o gun ogrendigini farzetsek bile onun gibi dindar bir kadinin bilerek yalan soylemesi bana biraz ters geldi. Onun disinda adam altina kacirinca karisini arayan kadin neden evden cikarken kimseye haber vermiyor ? Ote yandan degindigin doktora gitme meselesinin gizliligi bence kadinin korkmuslugu, cekingenigi, onceki gunku kapiyi acik birakma hatasini kapatma istegi gibi bahanelerle belki aciklanabilir. Tum bu mantiksak bosluklar bir yana bence senaryonun gucu derinliginden ve farkli unsurlarda izleyicide cok farkli tatlar birakabilmesinde sakli. Sonucta cocuklarin masumiyetinden, sinif farkliliklarina (ki tum bu bana biraz Children of Heaven i hatirlatti) basarili) karakter derinliginden, ayriligin/anne-baba kavgalarinin cocuklar uzerindeki etkisine kadar birbirinden cok farkli temalar dogallikla islemis. Ilk basta deli/asabi gibi gozuken Raziye nin kocasi bile, toplumda itilip kakilan, egitilmemis, agzi laf yapmayan ve surekli hakki yenilen ve asabiligi yuzunden hakli oldugu halde haksiz yere dusen insanlari cok guzel betimliyor. Sanirim benim filmde en sevdigim taraf kim hakli kim haksiz konusunda fikirlerimin filmi izlerken surekli degismesi ve bittiginde de ayni Termeh nin karari gibi bir sona varamamam. Belki de senaryoyu bu kadar ozel kilan bu. Bana bu filmi izlettiren yazin icin tekrar tesekkurler...

    PS; Diger adaylarin tamamini izlemesemde Oscar konusunun politize edilmesi ne yeni (bakiniz Orhan Pamuk ve Nobel) ne de sasirtici bir olay maalesef.

    YanıtlaSil
  3. Öncelikle, blogumda şimdiye kadar yazılmış olan en kapsamlı yorumu yazmış olduğunuz için çok teşekkür ederim. Yazımın filmi izlemenize aracı olmasına sevindim. Haklısınız; Raziye'ye araba çarptıktan sonra doktorun teşhisi yeni bir mantıksal problem çıkartıyor karşımıza. Ben bunu düşünmemiştim. Ayrıca, evden çıkarken en azından Simin'e haber vermemesi de tuhaf. Öte yandan, araba çarpmış olmasının korku, çekingenlik veya hata kapatma isteğiyle açıklanabileceğini zannetmiyorum, çünkü Raziye sinirlendikten sonra, avazı çıktığı kadar bağırarak, yüzsüzce o günün ücretini istiyor. Hiç korkak, çekingen veya hata kapatmaya çalışır bir hali yok. Nadir ve Raziye'nin diyaloğunun ilk yarısında bir çekingenlik var; olması da doğal ama ikinci yarıda, Nadir Raziye'yi hırsızlıkla suçladıktan sonra baraj kapaklarının açılması ve Raziye'nin "Ben senin bunak babanın peşinden koşarken bebeğimi kaybettim be!" diye haykırması gerekir. Senaryonun birçok pozitif özelliği olduğu yadsınamaz. Farhadi'nin izleyiciye Nadir ve Simin'in ilişkisini yargılatması da bu özelliklerden bir tanesi ancak temel mantıksal problemleri olan bir senaryonun En İyi Senaryo Oscar'ına aday olabilmesini komik buluyorum. Haklısınız; büyük ödüller daima politize edilmeye mahkum. Öte yandan, bir ödül kazanmanın politika rüzgarının filminin arkasından esmediği taktirde mümkün olmayacağının düşünülmesi yönetmen için yüz kızartıcı olmalı.

    YanıtlaSil

Sevilenler