12 Mayıs 2012 Cumartesi

Hamam Böcekleri 2.bölüm



Yavaş yavaş, yetimhanemizin altında yatan mide bulandırıcı gerçeklerle yüzleşmeye başladıkça çevredeki diğer yetimhaneleri gezmeye koyulmuştum. Şartları çok daha iyi olanlar olduğu gibi çok daha kötü olanlar da vardı ama gezdiklerimin hepsinde en azından bir sistem oturtulmuştu. İlginç bir şekilde, gezdiğim en iyi yetimhaneler Avustralyalı misyon yetimhaneleriydi. Yeterli ve sürekli maddi kaynak sağlandığı için çocuklara özel eğitim veriliyor, sağlık kontrolleri yapılıyor ve hijyenik şartlarda yaşıyorlardı. Daha da önemlisi, yetimhanede 5-10 sene kaldıktan sonra bu çocukların ne yapacağı planlanıyordu; Çıkış Stratejileri geliştiriyorlardı. Yetimlere mesleki eğitim veriliyor; yurtdışından eğitim bursu ayarlanıyor, hatta yetimhane arazisinden ekilmesi için arsa hibe ediliyordu. Avustralyalı misyonerler aileleriyle yetimhaneye yerleşmişlerdi; yetimlere kendi çocukları gibi bakıyor, San Diego’dan dünyayı kurtarma pozları takınmıyorlardı. Bu yetimhanelerin benim açımdan tek problemi yetimleri bağlı bulundukları Hristiyan mezhebinin inançlarıyla endoktrine etmeleriydi. Din propagandasına maruz kalmanın karşılığında çocuklarımızın hayatları kurtulabilirdi. Avustralyalılara yetimhanemizin durumu anlattım. Zaten benim taze uyandığım rezillikten haberdardılar. 112 çocuğumuzun hemen hemen hepsini yerleştirebilecekleri profesyonel yetimhaneler bulunduğunu söylediler.

Pokotilerin hayatını derinden etkileyecek bir karar vermem gerekiyordu. Yetimhaneyi kapattırıp çocukları layık oldukları yerlere transfer ettirebilir miydim acaba? Bu soruyu günlerce kendime ve çevremdekilere sordum. Şu noktaya kadar sanki herşeyi tek başına yapmış intibaını uyandırmış olabilirim. Hiçkimse hiçbir şeyi tek başına yapamaz. Bana sürekli destek olan 2 gönüllü daha vardı yetimhanede. Biri Estonyalı fizik tedavi uzmanıydı; diğeri de Yeni Zelanda’da genetik üzerine doktora yapan bir Sırp’tı. Aramıza yetimhane çalışanlarını, bazen de çocuklarımızı katıp bir Eski Yunan Forumu oluşturuyorduk. Bugünlerde Kenya’daki deneyimim üzerine kurgulanmış bir uzun metraj film senaryosu üzerinde çalışıyorum. Mzungu Uyurken’in son sahnelerinden bir tanesinde geçen şu diyalog tartışmalarımızın özünü verecektir:

İÇ. YETİMHANE-MUTFAK-GECE


NAOMİ (30) küçük su tanklarından bir tanesine yaslanırken, JOHN (23, Gönüllü) volta atmaktadır. Ansızın, dev bir hamam böceği Naomi’nin bacaklarının arasından geçip karşı duvara doğru depar atar. Müdüre Hanım çığlığı basar.

JOHN
Birşey değil; hamam böceği...
(kısa sessizlik)
N’apacağımı bilmiyorum... Çocukların
yaşaması gerektiği yerleri bulduk
ama transferi gerçekleştirmek için
gereken onayı Çocuk Müdürlüğü’nden
alamıyoruz.
NAOMİ
(sakince)
John, belki bu baştan beri iyi bir
fikir değildi. Bu çocuklar Pokotlu.
Bir kabileyi öyle kolay kolay
birbirinde ayıramazsın. Diğer
kabileden çocuklar hayatlarını zindan
ederler.
JOHN
(yüksek sesle)
Alışmak zorundalar, Naomi! Onlara bir
çıkış yolu dahi sunmayan bu bok
çukurunda yaşamaktan iyidir. Farkında
mısın? Bu çocukların hemen hemen hepsi
20 yaşına gelip buradan ayrılmak
zorunda kaldıklarında Nakuru
sokaklarında tinerci olacaklar!
NAOMİ
(sakince)
En azından bugün okula gidiyorlar ve 
boğazlarından lokma geçiyor.
JOHN
(sahte kahkaha)
Tabi doğru; her öğün darı ve kurtlu
fasulye yiyorlar. Bu yeterli değil,
Naomi. Çocuklar daha iyisini hak
ediyorlar ve Nakuru’da daha iyisi var.
NAOMİ
(kaşlarını çatar)
Peki. Diyelim ki bu çocukları daha iyi
yerlere yolladın. İleriki yıllarda
Pokot’tan buraya getirilen yetimler
ne olacak? Onları da transfer etmek
için burada olmayacaksın ki. O
yüzden bırak herşey olduğu gibi kalsın.
JOHN
Haklısın. Burada olmayacağım. Bu
yüzden bu yetimhaneyi ka-pat-ma-lı-
yız!
NAOMİ
Hadi ama... Bunu yapamazsın! Daha
henüz doğmamış olan yüzlerce Pokot
yetimine ne olacak? Avustralyalı
arkadaşlarının ta Pokot’a gidip onları
kurtaracaklarını hiç zannetmiyorum.
JOHN
(agresif)
Genel durumu kafanda
canlandıramıyorsun, Naomi. Burası
kapatıldığında, şu an burada boşa
akıtılan tüm kaynaklar, para, emek
veya zaman, Kenya’da başka
yetimhanelere yönlendirilecek. Evet,
belki bu kaynak Pokotlar için
kullanılmayacak ama bu önemli değil.
Önemli olan Kenyalı yetimlere
profesyonelce sahip çıkılması. Hangi
kabileye mensup olduklarının bir önemi
yok!
NAOMİ
(agresif)
Şimdi sen beni dinle. Benim değil,
senin anlaman gereken bir şey var.
Kenya’da genel durum diye bir şey yok.
Çıkar bunu aklından! Yalnızca bugün
var. Yalnızca kendi kabilen, kendi
                  yemeğin, kendi hayatın var!


Gerçek hayattaki tartışmalarımız bu kadar hararetli olmasa da benzer bir çizgide ilerliyordu. Gönüllüler benden taraf; çalışanlar ise Naomi’den taraf oluyorlardı. Ayrıca, tartışmayı sonuçtan uzaklaştıran birkaç önemli bilinmeyen vardı. Naomi’nin tartışma esnasında söylediklerine tam anlamıyla güvenemiyordum, çünkü onu artık tanıyordum. Bana defalarca yalan söylemiş, kendi çıkarlarını korumak için yetimhane kurucusunun tarafına geçmişti. Pek bir şey yapmadan dolar cinsinden maaş getiren başka bir iş de kısa vadede bulamazdı. Ayrıca, bir yolunu bulup da yetimhaneyi kapattırdığımız noktada çocuklara tam olarak ne olacağını kestiremiyordum. İdeali çocukların hepsinin daha iyi yetimhanelere transfer edilmeleriydi ama Çocuk Müdürlüğü muhtemelen başka bir eyalette doğmuş olan çocuklarımızla uğraşmak istemeyip onları Pokot’a geri gönderecekti. Çocukları transfer etmelerini sağlasak bile yüzde kaçına yetimhane kontenjanı olduğunu bilmiyorduk. %100’üne yer bulunsa dahi bu yeni yetimhanelerin çoğunda uzun zaman geçirmemiştim. Dışarıdan herşey güzel gözüktüğü halde altlarında farklı bir gerçek gizli olabilirdi.

Forum iyice uzamıştı... Herkes dediklerini tekrarlamaya başlamıştı. Sonsözlere geçtik. Ben hamam böceğinin görüldüğü yerde ezilmesi gerektiğini söyledim. Bu yetimhane kirli bir oyunun parçasıydı ve kapatılmalıydı. Kapatıldığında burada hiç edilen kaynaklar Kenya’daki diğer yetimhanelere akacaktı. Çocuklardan mümkün olduğunca fazlasının yakındaki yetimhanelere yerleştirilmeleri için Nairobi’deki Yale mezunlarından yardım isteyecektim. Yeni yetimhanelerin hepsi ideal olmayacaktı ama çoğunun bizim yetimhanemizden daha profesyonelce yönetildiğine kuvvetle inanıyordum. Sonsözümün bu bölümü şok etkisi yaratabilir ama dürüst olmalıyım... Çocuklarımızın çoğu transfer edilemese de, yeni evleri eskisini aratsa da ben bu Pokot jenerasyonunu ileriki Kenyalı yetim jenerasyonlarının selameti için feda etmeyi göze almıştım. Söylediklerimin bu bölümüne gönüllülerden dahi karşı çıkanlar oldu. Öte yandan, 2 gönüllü arkadaşım söylediklerimin geri kalan kısmına tamamen katılıyorlardı. Naomi %100 karşıt görüşlüydü. Son toplantımıza katılan Kenyalı bir çalışan da Naomi’nin tarafındaydı. Durum 3-2 idi. Yetimhaneyi kapattırmak için var gücümle mücadele etmeye karar vermiştim artık.

Tam başkente geçme vaktimin gelmiş olduğunu düşünürken Naomi yanıma geldi. Ben merkezdeyken jandarmanın gelip beni sorduğunu söyledi. Vakıf yöneticileri de sürekli San Diego’dan Naomi’yi arayıp beni kovması için baskı yapıyorlardı. Yöneticiler çocukları da bana karşı örgütlemişlerdi. Çocuklar benim yetimhaneyi kapatıp onları evsiz bırakacağıma inanmışlardı. Asayiş kayboldu. Geceleri erkekler koğuşundaki odama girdiğimde canımdan endişe etmeye başladım. Ne denli tırstığımı Moleskine günlüğümdeki şu bölümden anlayabilirsiniz:

12.04.09, Nakuru, Kenya
            Barak Obama’nın önemli bir bölümü Kenya’da geçen Babamdan Rüyalar kitabından birkaç sayfa okuduktan sonra, erkenden uyumaya çalıştım. Bir saat geçti geçmedi; uyandım. Sidik torbam ağzına kadar dolmuştu. Korkuyordum. Hem yatağımın yanı başındaki kırık pencereden içeri düşebilecek yaratıklardan, ki bir önceki gece cibinliğimin üzerine fare düşştü, hem de beni taşlayabilecek kadar sinirli olan, 20 yaşına yaklaşş oğlan çocuklarımdan... Korku beni odama hapsetmişti! Bahçeye işemek yerine büyük bir pet şişeyi değerlendirdim. Sabrım hızla tükeniyor...

Avustralyalı misyonerlerden bir tanesini aradım. Sağ olsun, araba gönderip beni aldırdı. Gönüllülerden bir tanesi de benimle gelmeye karar verdi. Buruk bir ayrılık oldu. Özellikle küçük çocukları çok sevmiştim ama onlar bana ilk günkü robotik reaksiyonlarıyla dahi sarılmamışlardı. Oysa olanlardan birhaberdiler. Kabile içindeki yaş hiyerarşisi bizim askeriyemizdeki devrecilikten beterdi anlaşılan...

video

Boşluksuz 6000 vuruşu doldurduk bile. Dizinin son bölümü bir haftaya...

2 yorum:

  1. Muratcan kardeşim yazdıkların çok güzel fikirler olmasına rağmen her şeyi pat diye birden değiştirmeye kalkmak çok mantıklı değil.ya o insanları sokağa atmış olursun yada karşına cephe almış olursun. En mantıklısı yavaş yavaş alıştıra alıştıra o çocukların beynine girmek(tabii birşeyler yapmayı istiyorsan) HIRİSTİYAN SİYONİSTLER TÜRKİYEMİZİ YAVAŞ YAVAŞ KANIMIZA GİRE GİRE BÖYLE DİNSİZ VE MANEVİYATSIZ BİR İNSAN TOPLUMU HALİNE GETİRMEDİLER Mİ? ...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dili cok guzel kullanmissin, eline saglik. Ben yazida anlatildigi gibi zor zamanlarda radikal kararlara ihtiyac oldugunu dusunuyorum.

      Sil

Sevilenler