15 Aralık 2012 Cumartesi

TMT

Yaklaşık 1 aydır CNN Türk'teki takım arkadaşlarımla beraber ilk dosyam üzerinde çalışıyorum. İlk dosyam 1958 yılında Kıbrıslı Türkleri aşırı milliyetçi Rumlardan korumak için kurulmuş olan TMT, yani Türk Mukavemet Teşkilatı hakkındaydı. 1. Bölümümüz geçen hafta yayınlandı:


Bu video Adobe Flash Player'ın son sürümünü gerektirmektedir.

Adobe Flash Player'ın son sürümünü indirin.




İşte 2. ve son bölümümüz:


Bu video Adobe Flash Player'ın son sürümünü gerektirmektedir.

Adobe Flash Player'ın son sürümünü indirin.




@hayatintanigi
Facebook Sayfamız
YouTube Kanalımız

18 Kasım 2012 Pazar

Belgesel Teaser'ı

Zaman zaman CNN Türk'te dönen tanıtıma ek olarak, CNNTurk.com'dan ve Hayatın Tanığı Youtube Kanalı'ndan yayınlanmak üzere özgün bir Teaser hazırlıyoruz. Başbağlar Katliamı için hazırlamış olduğumuz fragmanı aşagıda izleyebilirsiniz:

Bu video Adobe Flash Player'ın son sürümünü gerektirmektedir.

Adobe Flash Player'ın son sürümünü indirin.



Yeni açmış olduğumuz Facebook Sayfası'na da bekleriz...

10 Kasım 2012 Cumartesi

Belgesellerimiz CNNTurk.com'da...

Artık Hayatın Tanığı Tanıtımlarını ve önceki haftaların belgesellerini CNNTurk.com'dan takip edebilirsiniz...

Yerleşik Yabancılarla ilgili belgeselimizin için kullanmış olduğumuz tanıtıma şu adresten ulaşabilirsiniz: http://tv.cnnturk.com/video/2012/11/01/programlar/hayatin-tanigi/hayatin-tanigi-tanitim/index.html. Yeni Yönetmen Yardımcımız Özlem Tuncay'la brilikte yaptığımız montajı değerlendirdikleri için CNN Türk Grafik ekibine teşekkür ediyorum.

1 aydır içinde bulunduğum hiçbir belgesel projesi için Yerleşik Yabancılar'a harcadığım mesaiyi harcamamıştım. Önce Ezgi Cankurtaran ve Yasemin Gül ile birlikte, Muhabir/Şoför/Tercüman olarak Antalya'dan İzmir'e uzanan sahil şeridini kat ettim. Geçtiğimiz hafta da Yönetmenimiz Özgül Ören izinde olduğu için tüm montajı yapmak Özlem ve bana düştü. Özlem'in montajdaki emeğinin benimkinden daha fazla olduğunu eklemeliyim. Son rötuşları atıp son izlemeyi yapan eski Yönetmen Yardımcımız Emine Karaman'a ve üstadımız Rıdvan Akar'a çok teşekkür ediyorum. Lafı fazla uzatmayalım... 2 haftanın emeğini aşağıda izleyebilirsiniz:


Bu video Adobe Flash Player'ın son sürümünü gerektirmektedir.

Adobe Flash Player'ın son sürümünü indirin.

28 Ekim 2012 Pazar

Yerleşik Yabancılar



Geçtiğimiz hafta Hayatın Tanığı ekibiyle 600 km yol gittik... Antalya, Alanya, Fethiye ve Didim'de Türkiye'nin Yerleşik Yabancıları ile tanıştık. Dönercilik yapan bir Alman bayandan ülke çapında halk oyunları oynayan bir İngiliz'e kadar, ilginç hayatlara tanıklık ettik. Tabi belediye ve dernek başkanları da sağ olsunlar, bizi yalnız bırakmadılar.

Türkiye'de yaşamaktan pek bir şikayetleri yoktu Yerleşik Yabancıların. Zaten şikayetleri bürokratik angaryalar ve biz Türklerin sürekli geç kalmasının ötesine geçseydi burada yaşamayı tercih etmezlerdi herhalde...

Bana göre araştırmamızın en çarpıcı sonucu Yerleşik Yabancıların sayısının ne belediyeler, ne de Büyükelçilikler tarafından tam olarak kestirilememesi. Tamam; tapu ve oturma izni kayıtları var ama oturma iznine sahip olmaları yılın çoğunu Türkiye'de geçirdikleri anlamına gelmiyor. Mülk sahibi yabancıların Türkiye'ye giriş-çıkış yaptıkları tarihler üzerinden daha detaylı bir çalışma yapılması gerekiyor...

Hayatın Tanığı: Yerleşik Yabancıları 3 Kasım akşamı 22.00'da veya tekrarını 4 Kasım günü 15.00'da CNN Türk'te izleyebilirsiniz.



hayatintanigi@cnnturk.com.tr
@HayatinTanigi
Hayatın Tanığı YouTube Kanalı

13 Ekim 2012 Cumartesi

Hayatın Tanığı

1 Ekim günü CNN Türk'te Rıdvan Akar'ın takımında çalışmaya başladım. Tabi ki bu blogumu sahipsiz bırakacağım anlamına gelmez fakat eskisi kadar düzenli yazamayacağım da ortada...

Rıdvan Abi'nin liderliğinde, her hafta yaklaşık 45 dakikalık bir belgesel hazırlıyoruz. Programımızın adı HAYATIN TANIĞI. Oldukça geniş bir konu yelpazemiz var. Geçen hafta İzmir ve İstanbul'un işgallerini işledik; bu hafta Tanınmayan Ünlüleri sizinle tanıştırmak niyetindeyiz:



Hayatın Tanığı her hafta Cumartesi 22.00'da ve Pazar 15.00'da (tekrar) CNN Türk'te...
hayatintanigi@cnnturk.com.tr
@HayatinTanigi
Hayatın Tanığı YouTube Kanalı

25 Eylül 2012 Salı

Reysi Kamhi: "Tasvirleri Atlıyorum"



Geçen hafta söz vermiş olduğum gibi, Reysi Kamhi mini-belgeselimiz hazır. 13,5 dakikada, genç sanatçının kişiliği, bugüne kadarki işleri ve yeni sergisi hakkında eğlenceli görsellerle desteklenmiş bilgiye sahip olacaksınız. Tabi beni kurmaca ve belgesel arasındaki ince çizgi enterese ettiği için, ressamlığın kaybolan bir meslek olup olmadığını sorgulayan sembolik sahneler eklemeden de edemedim. Umarım hoşunuza gider...

"Ressamlığın kaybolan bir meslek olduğuna inanmıyorum." diyor Reysi. Peki, hangi meslekler kaybolur? Bunlarla mekan ve hafıza arasında nasıl bir ilişki kurulabilir? Cevapları 27 Eylül-24 Ekim arasında, PG Art Gallery'de gerçekleşecek Tasvirleri Atlıyorum sergisinde kendiniz keşfedebilirsiniz...

Bu belgesel bana büyük bonkörlük göstererek kamerasını ödünç veren asker arkadaşım Semih Kumbasaroğlu ve film montajı ile alakalı teknik sorunlarımı her zaman, bekletmeden çözen lise arkadaşım Murat Gönül olmasa tamamlanamazdı. İkisine de çok teşekkür ediyorum.

Videomuzda the Black Heart Procession grubunun Touch and Go Records etiketiyle çıkmış olan Amore del Tropico (2002) albümünden Tropics of Love parçası kullanılmıştır. Ayrıca, kapanış sekansı için, Edward Sharp & the Magnetic Zeros grubunun Vagrant Records etiketiyle çıkmış olan Alexander (2011) albümünden, Truth parçasını ödünç aldım. Bunlar Reysi'nin üretirken dinlemekten en çok keyif aldığı parçalar...

15 Eylül 2012 Cumartesi

Teaser: Kaybolan Meslek?





Reysi Kamhi Teaser'ının montajı sonunda tamamlandı. Darısı kısa belgeselimizin başına... Bu 1buçuk dakikalık videodan Reysi'nin bugüne kadarki işleri, yeni sergisi ve kişiliği hakkında genel bir fikre sahip  olabilirsiniz. Ufak bir tüyo... Kameranın pembe-turuncu su kabının içine daldığı kare ile metafiziksel manifestom arasında ince bir bağlantı var. Meraklısına...

Nostalji ile kaybolanı hatırlamak arasındaki fark nedir? Hangi meslekler kaybolur? Bunlarla mekan ve hafıza arasında nasıl bir ilişki kurulabilir? Cevapları 27 Eylül Perşembe günü, 18:30'da, PG Art Gallery'deki sergi açılışında kendiniz keşfedebilirsiniz...

Videomuzda the Black Heart Procession grubunun Touch and Go Records etiketiyle çıkmış olan Amore del Tropico (2002) albümünden Tropics of Love parçası kullanılmıştır. Bu Reysi'nin üretirken dinlemekten en çok keyif aldığı parçalardan biri...

2 Eylül 2012 Pazar

Kaymaklı Ekmek Kadayıfı




Başkan Obama ile Başbakan Erdoğan arasında zordur ortak nokta bulmak... Geçen hafta, bu nadir yönlerinden ikisi aklıma takıldı: sağlık reformları ve bütçe açıkları. Haydi Amerika Birleşik Devletleri neyse ama biz, para birimi rezerv dövizi* olmayan bir ülke olarak, haddimizi aşıyoruz global ekonomik krizin ortasında. Somali ve Myanmar’a milyonlarca lira değerinde insani yardım malzemesi gönderiyoruz. Suriye’deki muhalif kuvvetleri destekliyoruz. Personel giderleri geçen yılın ilk yarısına göre yaklaşık %20 oranında artmış. Sosyal güvenlik harcamaları 90’lı yıllarda olduğu gibi, yeniden bir “Karadeliğe” dönüşmüş vaziyette, Maliye Bakanı’nın tabiriyle!

Geçen yılın ilk yarısına göre, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) bütçeden aldığı ödenek %16 oranında arttı. Vergi tahsilatındaki düşüşlerin de etkisiyle, bütçe dengesi %331 oranında bozularak, geçtiğimiz yılın ilk yarısında fazla verirken ansızın ciddi açıklar vermeye başladı. Yaklaşan genel seçim döneminde olacakları hayal dahi etmek istemiyorum. Devletimizin uzun vadede nakit akışı sorunu yaşama ihtimali maalesef her geçen çeyrek artıyor...

Yılın ilk yarısında, sosyal güvenlik giderlerinin %20’sinden fazlası sağlık giderlerinden kaynaklanmış. 2008’de 18,4 milyar TL olan tedavi masrafları, 2011’de 25,5 milyar TL’ye ulaşmış. Sebep 2008 yılında Başbakan Erdoğan’ın büyük gururla gerçekleştirmiş olduğu sağlık reformu. Bu reformla Genel Sağlık Sigortası zorunlu hale geldi. Artık, asgari ücretin 1/3’ünden az kazananların primleri devletçe karşılanıyor. 18 yaşından küçükler prim ödemeksizin sağlık sigortalı oluyorlar. Yalnızca 30 gün prim ödeyen herkes sigortalı sayılıyor. Acil durumlarda sözleşmesiz kurumlarda yapılan müdahaleleri, lüks bir hastanede yapılsa dahi,  devlet karşılıyor.

Bunlar her ne kadar insani açıdan fevkalade sevindirici yenilikler olsalar da mali disiplin açısından bir felakete sebep olmak üzereler. Nüfusun yalnızca yaklaşık %2’si özel sağlık sigortalı olduğu için, kayıt dışı istihdam %40’ı bulduğundan ve yeni sistemle çok hızlı sigorta kapsamına girildiğinden maddi yükü olduğu gibi devlet taşıyor. Türkiye’de sağlık harcamalarının yaklaşık %68’ini devlet yüklenirken 2008’de, bu oran Amerika’da %45.

Bazı şeyler çok garibime gidiyor... Türkiye’de Genel Sağlık Sigortası güle oynaya zorunlu hale getirilip Başbakan Erdoğan’ın en büyük icraatlarından biri olarak kabul edilirken, Amerika gibi rezerv para birimine sahip olan bir ülkede tıpa tıp aynı amaçlı bir sağlık reformu yasası kavga dövüş kongreden geçirilebildi 2010 yılında. Halkın en az yarısını karşısına alan Başkan Obama zafer konuşmasında şöyle dedi:
Aslında geleceğinden korkması için yeniden seçilme kaygısına ek bir neden daha vardı: muhalefetin şapkasındaki henüz çıkartılmamış tavşanlar. Nitekim, Cumhuriyetçiler yasayı Anayasa Mahkemesi’ne havale ettiler.

Dava edilen yasanın şu canice (!) özelliklerine de bir bakın: 32 milyon sigortasızın kapsama alınmasının yolu açılacak; daha fazla yoksulu güvence altına almak için kapsam limiti federal yoksulluk sınırının %133’üne çıkartılacak; sağlık sigortası borsaları kurularak Türkiye’dekinden çok daha yaygın olan özel sağlık sigortalarının prim artışı kontrol altına alınacak; özel sağlık sigortalarının önceden geçirilmiş rahatsızlıklardan dolayı poliçe yenilememesinin önüne geçilecek. Reformun bu bölümleri anayasaya uygun bulundu. Anayasa Mahkemesi’nin sağlık reformunu sekteye uğratan tek kararı ise zorunlu olması planlanan Genel Sağlık Sigortası’nın vatandaşın seçimine bırakılması.

Finansal kriz destek paketlerinden ve savaş masraflarından bunalan Amerikalıların mali disiplini arttırmak için Obama’ya muhalif olduklarını düşünüyorsunuz, değil mi? Alakası yok! Reform tam teşekküllü olarak 2014’te yürürlüğe gireceği için bütçeye etkileri hakkında henüz elimizde kesin veri bulunmuyor ancak bağımsız Kongre Bütçe Ofisi’nin (Congressional Budget Office) Anayasa Mahkemesi kararı öncesindeki tahminlerine göre, sağlık reformunun 10 yıllık maliyeti $940 milyar olacak. Bütçe açığını arttırmak beri dursun; bu masraf bütçe deliğini bir parça yamayacak üstüne üstlük.

2012-22 arasında bütçe açığını $143 milyar daraltması bekleniyor sağlık reformunun. Sebep, Türkiye’deki durumun aksine, masrafın tamamen devlet tarafından üstlenmemesi. Örneğin, yıllık geliri $250.000’in üzerindekilerin yatırım gelirlerinden ilave bir stopaj kesilecek; emeklilerin sigorta kapsamına girmeyen marka ilaç masraflarına %50 indirim uygulamak zorunda kalacak ilaç şirketleri; kişi başına $10.200’ü aşan sağlık poliçelerinde sigorta şirketi vergilendirilecek; hatta solaryumlardan %10 güneşlenme vergisi kesilecek!

Hem sigortalı olmayan halkının çoğunu sigorta kapsamına sokacaksın hem de bütçe açığını azaltacaksın... Kaymaklı ekmek kadayıfı, vallahi... Soracaksınız, “Kaymaklı ekmek kadayıfını, kim sevmez? Halk niye sokaklara döküldü? Bu Cumhuriyetçiler sağlık reformuna neden taş koymak istiyorlar?” diye. Tarihin cilvesi bu ya; zorunlu Genel Sağlık Sigortası fikri Amerika’da ilk olarak 1989 yılında Cumhuriyetçi bir düşünce kuruluşu olan Heritage Vakfı’ndan çıkmış olduğu ve 1993’te Senatör Chafee başkanlığındaki bir Cumhuriyetçi heyeti tarafından kanun teklifi olarak sunulduğu halde, bugün aynı muhafazakar parti tarafından yerin dibine sokulmaya çalışılıyor.

Bu tezat göründüğü kadar büyük bir ikilik teşkil etmiyor aslında. Sağlık reformu halkın genelinin kafasında canlandırmakta zorlandığı, karmaşık ve büyük bir değişiklik olduğu için, Cumhuriyetçiler bu mevzu üzerinden halkı rahatlıkla manipüle edebiliyorlar. Karşıt tutum, reformdan zararlı çıkan zenginler, ilaç ve sigorta şirketleri ile Cumhuriyetçileri kaynaştırıyor; muhafazakar Başkan Adayı, Senatör Mitt Romney’nin seçim kampanyasına yaptıkları bağışlar artıyor. Obama finans/sigorta/emlak sektöründen ancak $12.2 milyon bağış toplayabilmişken bu meblağ Romney için $28.6 milyon. Velhasıl kelam, reform muhalefeti resmi Cumhuriyetçi parti ideolojisinin bir parçasına dönüştü. Parti taraftarı Amerikalılar da kendilerini sokaklarda Obama aleyhtarı sloganlar atarken buldular bir anda.

Başbakan Erdoğan sağlık reformunu hayata geçirdiğinde, Cumhuriyetçiler kadar becerikli bir muhalefet, Amerikan lobi sistemi, açık bağış geleneği, veya yaklaşan bir genel seçim yoktu. Bu şartlarda, Genel Sağlık Sigortası’nın masraflarını zenginlere, sigorta şirketlerine ve ilaç firmalarına bölüştürülerek rahatlıkla mali disiplini daha de ileri götüremez miydi?

Sigortalı vatandaşlarımızın çok küçük bir bölümünün özel sağlık sigortalı olduğu ve sigorta şirketlerinin üzerine gitmenin fazla bir getiri sağlamayacağı doğru. Pekiyi, Sosyal Güvenlik Kurumu’nu kısmi olarak özelleştirilmesi düşünülemez mi? Özelleştirmenin ardından, bir sağlık sigortası borsasında özel ve devlet sigortaları müşteri kapmak için fiyat kırma yarışına girebilirler. Tıpkı reform gereği, Amerika’da olacağı gibi...

Türk ilaç pazarının yaklaşık yarısını ithal ilaçların oluşturduğu da doğru. Bu yüzden de zaten, zorunlu ıskontolarla ciro kaybettirilmiş ilaç firmalarına masrafları yıkmak pek makul olmayabilir. Öte yandan, ecza depoları ve tıbbi cihaz ithalatçıları ne güne duruyor? Zenginlerin pahalı sağlık giderlerinin daha yüksek oranda vergilendirilmesi hakkında yorum dahi yapmayacağım. Onlara atış Kapitalizmin Beşiği’nde dahi serbestse, her yerde serbest olmalı.

Madem hükümet yurtdışına parayla müdahale etmek, halkına yorganını aşan bir refah seviyesi sunmak istiyor, o zaman, en azından masraf paylaşımının başka ülkelerdeki örneklerin ışığında, optimal olarak yapılması lazım. Başkan Obama ile Başbakan Erdoğan ara sıra bu tip konularda da fikir alışverişinde bulunsalar fena mı olur? Siz aldırmayın konuşurken beysbol sopası tuttuğuna...



*Rezerv dövizine sahip ülkeler para basarak hiperenflasyona sebep olmaksızın borçlarını finanse edebilirler.



Bu haftalık da boşluksuz 6000 vuruşu doldurduk. Dilerseniz yan kolondaki Bu Siteye Katılın düğmesine basarak blogumu email üzerinden de takip edebilirsiniz...

26 Ağustos 2012 Pazar

Hayat Dansı



Ben Valeria Emilia de la Caridad del Cobre Martinez... 54 yaşındayım. Evlenmedim; çocuğum olmadı. Aslında bir oğlum olmasını çok isterdim ama kısmet işte... 15 yıldır Berlin’de salon dansları öğretmenliği yapıyorum.

Almanya’ya taşınmadan önce profesyonel dansçıydım. Tüm gençliğimiz boyunca ülke ülke gezdik sevgilimle. Çok iyiydik, çok; özellikle de Paso Doble’de... Paso 19. Yüzyıl’da İspanya’da doğup Fransa’da geliştirilmiş, hızlı bir latin dansı. Kavalye matador, dam da kırmızı pelerin rolünü üstlenir. Pelerin dedimse bu dansa kadının hiçbir katkısı yokmuş gibi anlaşılmasın. Benim maharetim olmasa sevgilim zor kaldırırdı şampiyonluk kupalarını!

Maalesef, onu anlık bir dürtüyle aldattıktan sonra yokuş aşağı yuvarlanmaya başladım. Yeni partnerimle ön elemelerden dahi geçemez olduk. Acınacak haldeydim. Ben de aktif dans kariyerimi bırakıp bir türlü aşık olamadığım ama beni çok seven Alman partnerimin arkasından buralara geldim.

Kendim hakkında konuşmaya başlayınca çenem düşüyor; kusura bakmayın. Esas bahsetmek istediğim konu... Hayat. Bakın; bunu çoğu dans sanatçısından duyamazsınız: Ben duygularımın beni sürüklediği, fevri, plansız bir yaşam sürmekten çok çektim! Çünkü plansız yaşamak bilinçsiz yaşamaktır. Bilinçsiz yaşanan bir hayatın sonuçları tesadüfidir. Ne başarısızlıklarımızı üzerimize alınabiliriz, ne de başarılarımızı. Yani, hayatı planlı yaşamak lazım. Öncelik sıramızı belirlememiz şart! Sakın, bunları size %100 planlı bir hayat satmaya çalışıyorum gibi algılamayın. Zaten böylesi ne mümkün ne de ideal...

Hayat bir danstan ibaret. Her ikisi de baştan sona planlanabilecekleri gibi tamamen doğaçlanabilirler de. Planlanmış koreografiler son derece estetik gözükürler ama doğallıklarını yitirmişlerdir; çift arasındaki büyülü bağ kaybolmuştur; dans seyirciyi sürükleyemez artık. %100 doğaçlanan danslar da estetik açıdan zayıf olurlar. Çift ya art arda hata yapar, ya da hata yapma korkusundan en sofistike adımları sergilemekten çekinir.

Seyircinin tüylerini diken diken eden, ideal dans %100 doğaçlanmış ile baştan sona planlanmışın tam ortasındadır aslında. Yalnızca figürler partner ile çalışılır; figürlerin dans esnasında hangi sırayla kombine edileceği ise doğaçlanır. Müziğe ve partnerden yayılan elektriğe göre, en uygun figür sergilenir. 1-2-1-2’lik marş ritmi kreşendo yapar. Çiftin yeri işaret eden, kenetlenmiş elleri tempo ile uyum içerisinde göğe doğru yükselir. Tempodaki ani düşüşle çiftin önceden birbiriyle öpüşen avuç içleri, hızlı bir hareketle, ilerleyecekleri yönü gösterir... Tabi, eğer dansın süresi tükenmek üzereyse ve seyircinin ayaklarını yerden kesecek figürlerden bir tanesi henüz sergilenmemişse en uygun an beklenmeden de icra edilebilir.

Tıpkı figürleri çalışıp beynimize kazıdığımız gibi... Uzun bir deneme yanılma sürecinin sonunda, bulaşık makinasını doldurmanın en pratik yolunu, sevgilimizden ayrılmanın en masumane yöntemini, bir iş toplantısına en uygun karar mekanizmasını öğreniriz. Bunlar bizim hayat protokollerimizdir.

Bulaşık makinasını doldurmak için yeterli vaktimiz olmayabilir; sevgilimiz en masumane yöntemi kullanmamız için açık kapı bırakabilir; toplantı masasındaki bir zıpçıktı karar mekanizmamızı tıkayabilir. Bunlar da hayatın dinamikleri.

Dans partnerimiz hayat, figürün karşılığı protokol, müziğin dengi de dinamikler. Eğer dansımızın ideal olmasını istiyorsak, protokollerimizi hayatın dinamiklerine ışığında kombine etmeliyiz. Bu Tango için de böyledir, Salsa için de ve hatta Paso Doble için de.

Bazen iç geçiriyorum, “Hayat Dansı’nı da Paso Doblem gibi ideal bir şekilde icra edebilseydim keşke.” diye. Belki o zaman, o muhteşem dansçıdan bir oğlum bile olurdu...



Hikayecimiz Valeria hayal ürünüdür. 

Uzun yazdığım konusunda bir iki eleştiri aldım. O yüzden boşluksuz 6000 vuruş bu hafta oldu boşluklu 3000 vuruş. Yorum ve oylarınızı esirgemeyin...

Sevilenler